Evrenin genişlediğinin kanıtlanması sevgili materyalist- ateist- evrimcilerimizin başlarına nice işler açtı.

Eskiden ne güzel evrenin sonsuz ve durağan olduğunu kabul edip inanıyor, mutlu olup gidiyorlardı.

Her şey inanılan felsefenin temellerine uygun olarak yolunda gibiydi.

Üstelik bilimde kendi felsefelerine uygun olarak şekillendirilmişti.

Sonsuz ve durağan bir evren; ezelden ebede giden bir bitip tükenmek bilmeyen zaman.

Bu iki olgu aspirin gibi her derde davaydı.

Her şey ne güzel tıkırında gidiyordu.

Gerçi evrenin ezelden gelip ebede giden durağan bir sonsuzluk OLMADIĞI konusunda çok güçlü işaretler vardı.

Evrenin durağan bir sonsuzluk oluşu bazı temel kanunlara mantıksal çıkarımlara ters geliyordu bilim mantıklarına ters geldiğinden bunları görmezden bilmezden gelivermeyi tercih etmişlerdi.

Materyalist-ateist evrimci bilim mantığına ters gelen bir şeyi ortaya koymak kimin haddine.

Einstein bile korkmuş bu duruma düşmekten.

Ama gerçekler bulutların ardındaki güneş gibi er yada geç ortaya çıkıveriyor..

Yalancıların, aldatanların mumu yatsıya kadar ancak yanıyor.

Bu gün evrenin bir balon gibi genişlediğini dolaysıyla bir başlangıcının olduğunu biliyoruz.

Konu, başlangıcının nasıl olduğu konusunda düğümlenip kalmıştı.

Materyalist-ateist-evrimcilerimizin birinci prensibi bilimsel bulguları kendi felsefeleri paralelinde yorumlamak, gerekirse eğip büküp değiştirmektir.

Eğer bilimsel gerçekler felsefelerine ters geliyor, eğilip bükülemiyor uygunluk sağlanamıyorsa bu uydurma ardılı varsayımlarla gerçekleştirilmeye çalışılır.

Ne olursa olsun dinsel bir taassupla inanılan ve savunulan felsefenin temellerinden ödün verilmez.

Kurulan bozulan, kurulup bozularak sonsuzdan gelen evren modeli evrenin genişlediği gerçeğinin getirdiği sorunları bu felsefe temellerine uygun şekilde halletmek için ortaya atılmış olmalıdır.

Fakat kurulup bozulan evren modelinin evrimcilerimizin başlarına bela olup, ağrıtıp duran temel sorunlara deva olmadığı açıktır.

Nedeni ise bozulup kuruldukça zamanın yeniden başlaması gerektiğidir.

Olmazları olur, imkansızları imkanlı yapacak kadar uzun zaman kavramına elveda.

Fakat olmazları olur, imkansızları imkanlı yapacak kadar uzun zaman varoluşun rastlantılarla meydana geldiğini iddia eden materyalist-ateist-evrimci iddianın olmazsa olmazlarından, ödün verilemeyecek temellerindendir.

Eğer imkansızları imkanlı, olmazları olur yapacak kadar uzun zaman kavramı olmaz ise materyalist ateist evrimci felsefenin tüm varsayımları çıkmaz sokaklara girer, çıkılmaz kuyulara düşer.

Nitekim başlangıcından yirminci yüzyılın başlarına kadar (yaklaşık 13.8 milyar yıl) varoluş saati sadece 400 katrilyon saniyeyi göstermektedir.

Bu kadarcık süre ise bırakınız evreni, tüm canlılığı; tek bir bakterinin bile rastlantılarla oluşmasına yetmez.

Söz konusu felsefe Varoluşun nasıl başladı sorusuna Big Bang teorisiyle yanıtlamaya çalışmıştır ve doğruluğu konusunda bazı kanıtlara da ulaşmıştır.

Big bang teorisi varoluşun başlangıçta kütlesiz bir enerji zerresi olduğunu, sonra patladığını (Big Bang) önce atom altı parçacıkların, sonrada en basit atomlu element olan hidrojenin meydana geldiğini, diğer maddelerinde hidrojenin füzyonu ve ardıllarıyla oluştuklarını iddia eder.

Big Bang teorisinin materyalist-ateist-evrimci felsefenin temellerinden olan basitten karmaşığa oluşuma göre kurgulanmış olduğu açıktır.

= = =

Big Bang teorisi hayli mantıklı, bilimsel, bazı kanıtlarla destekleniyor gibi görünse de akılları kurcalayan, teorinin gerçekliği konusunda şüpheler oluşturan kimi sorulara yanıtsız bırakmıştır.

Sorulardan birincisi kütlesiz enerjinin (kütlesizliğin) nasıl patladığı, savrulduğu; dört bir yana nasıl yayılıp soğuyarak enerji kaybettiğidir.

İkinci soru ise füzyonların (atom çekirdekleri birleşmelerinin) oluşması için çok büyük enerjilere gereksinim duyulmasından kaynaklanır.

Diğer ifade ile atom içi parçacıklar ve enerji hazır ortada varken ağır elementler değilde niçin en basit element olan hidrojen atomlarını oluşsun?

Bir başka soru kaynağı ise füzyonun gerçekleşmesi için çok büyük enerjilere gereksinim duyulması fakat birleşme gerçekleştikten sonra yine çok büyük enerjilerin ortaya çıktığı iddiasının oluşturduğu çelişkidir.

Bu iddia aynı zamanda maddenin ve enerjinin sakımı kanunlarına terstir.

Füzyon yoluyla enerji çıkışı olduğu bu yolla güneş gibi yıldızların parlayıp ışıdıkları, etraflarına aydınlatıp ısı ve ışık saçtıkları iddiası (görünüşe göre) materyalist-ateist-evrimci felsefenin en büyük bilimsel aldatmacalarından biridir.

= = =

Tersinim Big Bang’in yerine ulaşılan bilgilerin ve mantıksal çıkarımların ışığında genişim evresi teorisini koyar.

Varoluş, Bir Büyük Bütünden (maddenin sakımı kanunu bizleri Bir Büyük Bütünün varlığına götürür isimli makalemize bakınız) minik bir parçanın sınırlanması, kütleleşmesi, maddeleşmesi (boşlukta hacim kazanması) ile başlamıştır.

Oluşan ilk maddenin atomları ve molekülleri oluşabilecek en büyük atom ve moleküllerdir.

Bu nedenle son derece dengesizdirler, kolaylıkla BÖLÜNEBİLİRLER.

İlk madde hacim kazanırken (bölünürken) yoğunluğunu ve ısısını kademeli olarak kaybetmeye başlamış, sonuçta dış çeperiyle çekirdeği (merkezi) arasında çok büyük bir yoğunluk ve ısı farkı oluşmuş bu da patlayıp (gerçek Big Bang) dört bir yana dağılmasına neden olmuştur.

Tersinime göre dağılan her parça galaksilerin çekirdeklerini oluşturmuş; her çekirdek, tekrar tekrar bölünüp patlayarak bu günkü galaksileri (galaksilerdeki yıldızları ve uydularının bir kısmını) meydana getirmişlerdir.

Bu günde bu bölünmeler ve patlamalar devam etmektedir.

Çekirdek enerjisi olduğu müddetçe devam edecek, enerji bitince önce kızıl devlere dönüşüp ya patlayarak (süpernova patlamaları) evrenin dört bir yanına dağılacak ya da sönmüş (kararmış) bir gökcismi (kara yıldız) halinde varlığını sürdürecektir.

Sonuçta şunları rahatlıkla yazabiliriz.

1)-Güneşimiz (dolaysıyla diğer yıldızlar) füzyon (çekirdek birleşmesi) değil fizyon (çekirdek bölünmesi) nedeniyle ışımaktadırlar.

Füzyon diye bir olgu yoktur.

Hidrojen dışındaki elementlerin füzyon yoluyla yıldızların merkezlerinde bulunan nükleer fırınlarda oluştuğu varsayımı sadece materyalist-ateist-evrimci bilimin basitten karmaşığa doğru oluşum temeline uygun bir aldatmacadır.

2)-Fizyon sonucunda hidrojen gazı oluşmakta evrendeki hidrojen miktarı azalma yerine artmaktadır.

3)-Çeşitli yollarla evrene dağılan hidrojen önce donup nebulaları meydana getirmekte, daha sonra mutlak sıfıra yakın soğuyarak kara maddeyi oluşturmaktadır.

4)-Mutlak sıfıra kadar soğuma mümkün değildir

5)-Evren kara madde vb. ile doludur. Boşluk, hiçlik denen bir olgu yoktur.

6)-Yıldızların çekirdeklerinin bölünmesi, yoğunluklarının azalması, hidrojen oluşması nedeniyle kütleleri artmaktadır. Evrenin genişlemesi bu nedenledir ve buna kanıttır.

7)-Çekirdeklerdeki enerjinin bitmesiyle evren homojenleşip sönecek, sonsuza kadar uyuyacaktır.

8)-Materyalist ateist ve evrimcilerce öne sürülen evrenin çöküşü (büyük çatırtı) söz konusu değildir. Büyük çatırtı varsayımı sadece kurulup bozulan evren varsayımına yol açma ve destek amaçlıdır.