Müslüman Oluş Sıralarına göre İLK MÜSLÜMANLAR

İslami Yaşam kategorisinde ve Allah (C.C.) ve Peygamber Efendimiz (s.a.v) forumunda bulunan Müslüman Oluş Sıralarına göre İLK MÜSLÜMANLAR konusunu görüntülemektesiniz. Müslüman Oluş Sıralarına göre İLK MÜSLÜMANLAR Edenler bulur elbet, takdir-i İlahidir bu, Dönerde kuduz köpek, ısırır sahibini. Üflenerek söner güneş, yıkılır belki evren, Yıkılmaz Din-i Mubin uğrunda ölen varken. ........................ MÜSLÜMAN ...

reklamlar
  1. #1
    Member
    Kayıt Tarihi
    26-08-10
    Mesajlar
    38

    Standart Müslüman Oluş Sıralarına göre İLK MÜSLÜMANLAR


    Edenler bulur elbet, takdir-i İlahidir bu,
    Dönerde kuduz köpek, ısırır sahibini.
    Üflenerek söner güneş, yıkılır belki evren,
    Yıkılmaz Din-i Mubin uğrunda ölen varken.
    ........................

    MÜSLÜMAN OLUŞ SIRALARINA GÖRE

    İLK MÜSLÜMANLAR (R.ANHÜMA) -1


    KAYNAK GÖSTERME KAYDIYLA ALINTI YAPILABİLİR.

    Bu eser ilk günden hicrete kadar Müslüman olanları Müslüman oluş sıralarına göre düzenlenmiştir. Yazmaktaki amacımız İslam dininin çekirdeğini oluşturan bu mübarek insanları unutturmamak, hayırla anıl-malarını vesile olmaktır.

    Hüdai ÇAKMAK



    Bismillahirrahmanirrahim.

    Rahman ve Rahim olan Allah’ın (c.c) adıyla,

    Şahadet ederiz ki O’nun eşi, şeriki yoktur. Yerlerin, göklerin, ikisi arasındakilerin ve din gününün sahibidir. Her şeye gücü yeter. Yalnız O’na ibadet eder, yalnız ondan yardım dileriz.
    Yine şahadet ederiz ki Muhammed (a.s) O’nun kulu ve resulüdür. O Muhammed (a.s) ki Habibullah’tır, Resul-ü Kibriya’dır, Hatem-i Enbi-ya’dır. Cahiliye dönemi insanlarının ufuklarını aydınlatan, yollarını gösteren Allah (c.c) tarafından gönderilmiş bir Nurdur.
    Bu nurlu yola davet kolay olmadı. Peygamber efendimiz bu kutlu yolda pek çok eziyetlere, işkencelere, zorluklara maruz kaldı. İnsanların bir kısmı tasdik ederken, bir kısmı tarafından da şiddetle ret ve inkâr edildi.
    Tasdik edenler O mübarek insanın yoldaşı, arkadaşı, yardımcısı olma şerefine ulaştılar. O’nun ve getirdiği din için işkencelere uğradı-lar, acılar çektiler, mallarını saçarcasına harcadılar, yurtlarını terk etti-ler, gerektiğinde canlarını verdiler. O insanlara bu gün rahmet ve min-netle andığımız Ashab-ı Kiram adı verildi.
    Peygamberimiz gibi bu mübarek insanları rahmet ve minnetle an-mak, en azından unutmamak boynumuzun borcudur.
    Bu kitabımızda nübüvvetin verilişinden hicrete kadarki dönemde tespit edebildiğimiz ilk Müslümanları erkek, kadın, çocuk, yaşlı, genç, köle, efendi, siyah, beyaz, zengin, fakir, ırk, dil, cins ayırımı yapmadan Müslüman oluş sıralarına dikkate alarak yazmaya, kısa da olsa hayatları hakkında bilgiler vermeye, bu mübarek insanları tanıtmaya çalıştık.
    Unuttuklarımız ya da okuduğumuz kaynaklarda geçmediği için isimlerini bilmediklerimiz varsa onları da bu mübarek zümreye katar, rahmet ve şükranla anmayı bir borç biliriz.
    Peygamberimizle birlikte bu mübarek insanları da hayırla anmanın rahmet ve berekete vesile olacağı umuduyla; gelmiş geçmiş tüm pey-gamberlere, hassaten peygamberimiz Hz. Muhammed’e (a.s) ve O’nun ashabına, din âlimlerimize ve bu yolda canlarını vermiş aziz şehitleri-mize bir kez daha rahmet, minnet ve şükranla anar, salat-ü selamlarımı-zı göndeririz.
    İnayet Allah’tandır.
    Hüdai ÇAKMAK

    ==========

  2. #2
    Member
    Kayıt Tarihi
    26-08-10
    Mesajlar
    38

    Standart Cevap: Müslüman Oluş Sıralarına göre İLK MÜSLÜMANLAR

    ASHAB-I KİRAM (R.ANHÜMA)

    (ALFABETİK SIRAYA GÖRE)

    ABBAS B. UBÂDE B. NADLE EL ENSARÎ (R.A)…………
    ABBAD B. KAYS EL ENSARİ (R.A)………………………
    ABDULLAH B. AMR B. HARAM EL ENSARİ (R.A)…

    ABDULLAH B. CAHŞ (r.anh)…………………………………
    ABDULLAH B. CÜBEYR EL ENSARİ (R.A)………………
    ABDULLAH B. HUZAFE (r.anh)……………………………
    ABDULLAH B. HÜBEYB (r.anh)……………………………
    ABDULLAH B. HARİS (r.anh)………………………………
    ABDULLAH B. MAHREME (r.anh)…………………………
    ABDULLAH B. MAZ’UN (r.anh)………………………………
    ABDULLAH B. MES’UD (r.anh)………………………………
    ABDULLAH B. REVAHA EL ENSARİ (R.A)………………
    ABDULLAH B. SÜFYAN (r.anh)……………………………
    ABDULLAH B. SÜHEYL (r.anh)……………………………
    ABDULLAH B. ÜNEYS EL ENSARİ (R.A)…………………

    ABDULLAH B. YÂSİR (r.anh)………………………………
    ABDURRAHMAN B. AVF (r.anh)……………………………
    ABDURRAHMAN B. HÜBEYB (r.anh)……………………
    ABS B. ÂMİR EL ENSARİ (R.A)……………………………
    ADİYY B. NADLE (r.anh)……………………………………
    ÂKİL B. EBİ BÜKEYR (r.anh),………………………………
    AMR B. GANEME(ANEME) EL ENSARİ (R.A)……………
    AMR B. HARİS EL ENSARİ (R.A)……………………………
    AMR B. TÜFEYL EL EZDİ……………………………………
    ÂMİR B. EBİ VAKKAS (r.anh)………………………………
    ÂMİR B. FÜHEYRE (r.anh)……………………………………
    ÂMİR B. REBİA (r.anh)…………………………………………
    AMİRE BİNT-İ SA’DİY (r.anha)………………………………
    AMMAR B. YÂSİR (r.anh)……………………………………
    AMR B. ABESE (r.anh)………………………………………
    AMR B. CEHM (r.anh)…………………………………………
    AMR B. EBİ SERH (r.anh)……………………………………
    AMR B. GANEME (.ANH)……………………………………
    AMR B. GAZİYYE EL ENSARİ (R.A)………………………
    AMR B. HÂRİS (r.anh)………………………………………
    AMR B. OSMAN (r.anh)………………………………………
    AMR B. SAİD (r.anh)………………………………………
    AMR B. ÜMEYYE (r.anh)……………………………………
    AMRE (UMEYRE) Bint-i SÂDİ (r.anha)……………………
    AVF B. HARİS (R.A)……………………………………………
    AYYAŞ B. EBİ REBİA (r.anh)…………………………………
    BERÂ B. MA’RUR EL ENSARİ (R.A)………………………
    BEREKE Bint-i YESAR (r.anha)………………………………
    BEŞİR B. SA’D EL ENSARİ (R.A)……………………………
    BİLÂL-İ HABEŞİ(r.anh.)………………………………………
    BİŞR B. BERÂ EL ENSARİ (R.A)……………………………
    BİŞR B. HARİS (r.anh)…………………………………………
    BÜREYDE B.HUSAYB B. ABDULLAH (R.A)………………
    CABİR B. ABDULLAH (R.A)…………………………………
    CABİR B. ABDULLAH EL ENSARÎ (R.A)……………………

    CABiR B. SÜFYAN (r.anh)……………………………………
    CEBBAR B. SAHR EL ENSARİ (R.A)………………………
    CEHM B. KAYS (r.anh)………………………………………
    CUAYL B. SÜRÂKA (r.anh)…………………………………
    CÜNADE B. SÜFYAN (r.anh)…………………………………
    DAHHÂK B. HARİSE EL ENSARİ (R.A)……………………
    DIMAD B. SALEBET’EL EZDİ (r.anh)………………………
    EBU AHMED ABD. B. CAHŞ (r.anh)…………………………
    EBU ABDULLAH CABİR B. ABDULLAH (R.A)……………

    EBU ABDULLAH CEBBAR B. SAHR EL ENSARİ (R.A)…
    EBU ABDULLAH KÂB B MALİK EL ENSARİ (R.A)………
    EBU ABDULLAH SA’D B. HAYSEME EL ENSARİ (R.A)..

    EBU ABDURRAHMAN MUAZ B. CEBEL EL ENSARİ (R.A)

    EBU BÜRDE HANİ B. NİYAR (R.A)…………………………
    EBU CABİR ABDULLAH B. AMR B. HARAM (R.A)……

    EBU EYÜP EL ENSARİ (R.A)…………………………………
    EBU FÜKEYHE (r.anh)…………………………………………
    EBU HALİD HARİS B. KAYS EL ENSARİ (R.A)……………
    EBU HUZEYFE B. UTBE B. REBİA (r.anh)…………………
    EBU KAYS B. HÂRİS (r.anh)…………………………………
    EBU MABED EKSEM. CEVN(ABDÜLUZZA) (R.A)………
    EBU MUAVİYE UBEYDE B. HÂRİS (r.anh)…………………
    EBÛ MUSA’L’EŞ’ARİ (r.anh)………………………………
    EBÛ RÂFİ (r.anh)………………………………………………
    EBU SABİT SA’D B. UBÂDE EL ENSARİ (R.A)…………
    EBÛ SEBRE B. EBİ RUHM (r.anh)…………………………
    EBU SELEME ABDULLAH . ABDÜLESED (r.anh)…………
    EBU ŞUBAS HADîC B. SELÂME EL ENSARİ (R.A)………
    EBU TALHA ZEYD B. SEHL EL ENSARİ (R.A)…………
    EBU UBEYDE (B. CERRAH) ÂMİR B. ABDULLAH (r.anh).
    EBU YAHYA ABDULLAH B. ÜNEYS EL ENSARİ (R.A)

    EBÛ ZERR’EL’GIFARİ (r.anh)………………………………
    EBULYESER KÂ’B B. AMR EL ENSARİ (R.A)……………
    EBULHEYSEM MALİK B. TEYYİHAN (R.A)………………
    EBUL MÜNZİR YEZİD B. AMR (AMİR) (R.A)……………
    EBUL VELİD RİFÂA B. AMR EL ENSARİ (R.A)…………
    EBÜRRUM B. UMEYR (r.anh)………………………………
    ERKAM B. EBİL’ ERKAM (r.anh)……………………………
    ES’AD B. ZÜRARE (r.a)…………………………………………
    ESMÂ BİNT-İ EBU BEKİR (r.anha)…………………………
    ESMÂ BİNT-İ SELÂME (r.anha)………………………………
    ESMA Bint-i ÜMEYS (r.anha)…………………………………
    ESVED B. NEVFEL (r.anh)……………………………………
    EVS B. SABİT EL ENSARİ (R.A)……………………………
    FÂTIMA BİNT-İ ALKAMA (r.anha)…………………………
    FATIMA BİNT-İ ESED B. HAŞİM (r.anha)…………………
    FATIMA BİNT-İ HATTAB (r.anha)………………………
    FATIMA BİNT-İ MÜCELLEL (MUHACCEL) (r.anha)……
    FATIMA BİNT-İ SAFVAN (r.anha)…………………………
    FERVE B. AMR EL ENSARİ (R.A)……………………………
    FİRAS B. NADR (r.anh)………………………………………
    FÜKEYHE Bint-i YESAR (r.anha)……………………………
    HABBAB B. ERETT……………………………………………
    HADîC B. SELÂME EL ENSARİ (R.A)……………………
    HALİD B. AMR (R.ANH)……………………………………
    HALİD B EBİ BÜKEYR (r.anh)………………………………
    HALİD B. KAYS EL ENSARİ (R.A)…………………………
    HÂLİD B. SAİD (r.anh)……………………………………. …
    HÂLİD B. HIZAM (r.anh)……………………………………
    HÂMÂME HATUN (r.anha)……………………………………
    HARICE B. ZEYD EL ENSARİ (R.A)…………………………
    HARİS B. ABD. KAYS (r.anh)………………………………
    HARİS B. HARİS (r.anh)………………………………………
    HÂRİS B. HÂLİD (r.anh)……………………………………
    HARİS B. KAYS EL ENSARİ (R.A)………………………
    HARMELE BİNT-İ ABD (r.anha)……………………………
    HARİS B. HATIB (r.anh)………………………………………
    HASENE HATUN………………………………………………
    HAŞİM B. EBİ HUZEYFE (r.anh)……………………………
    HÂTIP B. AMR (r.anh)…………………………………………
    HÂTIP B. HÂRİS (r.anh)……………………………………
    HATTAB B. HÂRİS (r.anh)……………………………………
    HEBBAR B. SÜFYAN (r.anh)…………………………………
    HİŞAM B. AS (r.anh)…………………………………………
    HUNEYS B. HUZÂFE (r.anh)…………………………………
    HÜZEYME B. CEHM……………………………………………
    HZ. ABBAS B. ABDÜLMUTTALİB (r.anh)…………………
    Hz. ALİ B. EBU TALİB (k.v)……………………………………
    HZ. CAFER B. EBU TALİB (r.anh)……………………………
    Hz. EBU BEKİR ABDULLAH ATİK B. EBİ KUHAFE (r.anh)
    HZ. ERVA BİNT-İ ABDÜLMUTTALİB (r.anha)……………
    Hz. FATIMATÜZZEHRA BİNT-İ RESULALLAH (r.anha)
    HZ. HAMZA B. ABDÜLMUTTALİB…………………………
    Hz. HATİCE BİNT-İ HÜVEYLİD (r.anha)………………
    Hz. OSMAN B. AFFAN (r.anh)………………………………
    HZ. ÖMER B. HATTAB (r.anh)………………………………
    Hz. RUKAYYE BİNT-İ RESULALLAH (r.anha)……….. ……
    Hz. SEVDE Bint-i ZEM’Â (r.anha)…………………………
    Hz. ÜMMÜ HABİBE REMLE Bint-i EBU SÜFYAN………
    Hz. ÜMMÜ SELEME HİND BİNT-İ EBİ ÜMEYYE (r.anha).
    Hz.ÜMMÜ KÜLSÜM BİNT-İ RASULALLAH………………
    Hz. ZEYNEB bint-i HUZEYME…………………………………
    İBN. ÜMMÜ MEKTUM B. KAYS (r.anh)…………………
    İYAS B. EBİ BÜKEYR (r.anh)…………………………………
    İYAS B. MUAZ (r.anha)………………………………………
    İYAS B.MUAZ (R.ANH)………………………………………
    İYAZ B. ZÜHEYR (r.anh)………………………………………
    KÂB B. MALİK EL ENSARİ (R.A)…………………………
    KAYS B. ABDULLAH (r.anh),………………………………
    KAYS B. EBİ SA’SAA EL ENSARİ (R.A)……………………
    KAYS B. HUZAFE (r.anh)……………………………………
    KUDÂME B. MAZ’UN (r.anh)…………………………………
    KUTBE B. AMİR (R.A)…………………………………………
    LEYLA Bint-i EBİ HASME (r.anha)……………………………
    LÜBEYNE HATUN (r.anh)…………………………………
    MUHAMMED B.HATIB (R.ANH)…………………………
    MAHMİYE B. CEZ’ (r.anh)……………………………………
    MA’KIL B. MÜNZİR EL ENSARİ (R.A)……………………
    MALİK B. TEYYİHAN EL ENSARÎ (R.A)…………………
    MÂLİK B. ZEM’Â (r.anh)……………………………………
    MÂMER B. ABDULLAH (r.anh)……………………………
    MÂMER B. HÂRİS (r.anh)……………………………………
    MA’N B. ADİYY (R.A)…………………………………………
    MUTTALİB B. EZHER (R.A)…………………………………
    MES’UD B. HÜNEYDE (R.A)…………………………………
    MES’UD B. REBİ (REBİA) (r.anh)……………………………
    MES’UD B. SÜVEYD (r.anh)…………………………………
    MES’UD B. YEZİD EL ENSARİ (R.A)………………………
    MEYSERE B. MESRUK (r.anh)………………………………
    MIKDAD B AMR (ESVED) (r.anh)…………………………
    MUAYKIB B. EBİ FATIMA (r.anh)…………………………
    MUATTİB B. AVF (r.anh)…………………….………………
    MUAVVİZ B. HARİS EL ENSARİ (R.A)……………………
    MUAZ B. AMR B. CEMUH EL ENSARİ (R.A)……………
    MUAZ B. CEBEL EL ENSARİ (R.A)…………………………

    MUAZ B. HARİS EL ENSARÎ (R.A)…………………………
    MUHAMMED B. HATIB )r.anh)……………………………
    MUHRİZ B. NADLE (R.A)……………………………………
    MUS’AB B. UMEYR (r.anh)…………………………………
    MUTTALİB B. EZHER (r.anh)…………………………………
    MÜNZİR B. AMR EL ENSARİ (R.A)…………………………

    NEHDİYE HATUN (r.anha)…………………………………
    NUAYM (NAHHAM) B. ABDULLAH (r.anh)……………
    NUMAN B. ADYY (r.anh)……………………………………
    NÜHEYRB. HEYSEM EL ENSARİ (R.A)……………………
    OSMAN B. ABD. GANM (r.anh)……………………………
    OSMAN B. MAZ’UN (r.anh)…………………………………
    OSMAN B. REBİA (r.anh)……………………………………
    RAFİ B. MALİK (r.a)……………………………………………
    REMLE Bint-i AVF (r.anh)……………………………………
    REYTA Bint-i HÂRİS (r.anha)………………………………
    RİFAA B ABDÜLMÜNZİR EL ENSARİ (R.A)……………
    RİFÂA B. AMR EL ENSARİ (R.A)……………………………
    SABİT B. CIZ’ (SALEBE) EL ENSARİ (R.A)………………
    SAD B. HAVLE (R.ANH)………………………………………
    SA’D B. EBİ VAKKAS…………………………………………
    SA’D (SAİD) B. ABD. KAYS (r.anh)…………………………
    SA’D B.MUAZ (R.ANH)………………………………………
    SA’D B. REBİ (R.ANH)…………………………………………
    SA’D B. UBÂDE EL ENSARİ (R.A)…………………………

    SÂİB B. OSMAN (r.anh)………………………………………
    SAİB B. HARİS (r.anh)…………………………………………
    SAİD B. HARİS (r.anh)………………………………………
    SAİD B. ZEYD (r.anh)…………………………………………
    SA’LEBE B. GANEME (ANEME) EL ENSARİ (R.A)………
    SALİT B. AMR (r.anh)…………………………………………
    SAYFÎ B. SEVAD EL ENSARİ (R.A)…………………………
    SEHL B. ATİK EL ENSARİ (R.A)……………………………
    SEHLE Bint-i SÜHEYL B. AMR (r.anha)……………………
    SEKRAN B. AMR (r.anh)……………………………………
    SELEME B. HİŞAM (r.anh)……………………………………
    SELEME B. SELÂME EL ENSARİ (R.A)……………………
    SİNAN B. SAYFİ EL ENSARİ (R.A)…………………………
    SÜFYAN B. MÂMER (r.anh)…………………………………
    SÜHEYB B. SİNAN (SÜHEYB-İ RUMİ) (r.anh)……………
    SÜHEYL B. BEYZÂ (r.anh)……………………………………
    SÜLEYM B. AMR (AMİR) EL ENSARİ (R.A)………………
    SÜMEYYE Bint-i HUYYAT (HUBAT) (HUBBAT) (r.anha).
    SÜRAKA B. MALİK B. CUŞUM EL MÜDLİCİ (R.A)…….
    SÜVEYBİT B. SA’D (r.anh)……………………………………
    SÜVEYD B SAMIT (r.a)………………………………………
    ŞEMMAS B. OSMAN B. ŞERİD (r.anh)……………………
    ŞURAHBİL B. HASENE (r.anh)………………………………
    TALHA B. UBEYDULLAH (r.anh)……………………………
    TÜFEYL B. AMR EL EZDİ……………………………………
    TÜFEYL B MALİK EL ENSARİ (R.A)…………………………
    TÜFEYL B. NUMAN EL ENSARİ (R.A)………………………
    TULEYB B. UMEYR (r.anh)……………………………………
    UBADE B. SAMİT EL ENSARÎ (R.A)………………………
    UBEYDULLAH B. CAHŞ………………………………………
    UKBE B. AMİR (R.A)……………………………………………
    UKBE B. VEHB (R.A)……………………………………………
    UMARE B. HAZM EL ENSARİ (R.A)…………………………
    UMEYR B. EBİ VAKKAS (r.anh)………………………………
    UMEYR (İMRAN) B. RİAB (r.anh)…………………………
    UMEYR B. HARİS (R.ANH)…………………………………
    URVE B. ÜSASE (r.anh)………………………………………
    UTBE B. GAZVAN (r.anh)……………………………………
    UTBE B. MES’UD (r.anh)………………………………………
    UVEYM B. SAİDE EL ENSARÎ (R.A)………………………
    UMEYR B. HARİS EL ENSARİ (R.A)………………………
    ÜMEYNE (HÜMEYNE) bint-i HALEF……………………
    ÜMMÜ CEMİL FATIMA Bint-i MÜCELLEL (r.anha)……
    ÜMMÜLHAYR SELMA BİNT-İ SAHR (r.anha)……………
    ÜMMÜ KÜLSÜM Bint-i SÜHEYL B. AMR (r.anha)………
    ÜMMÜ MABED ATİKE BİNT-İ HALİD (r.anh)……………
    ÜMMÜ MENİ’ ESMA EL ENSÂRİ (R.ANHA)……………
    ÜMMÜ ÜBEYS HATUN (r.anha)…………………………
    ÜMMÜ ÜMÂRE NESİBE EL ENSARİ (R.ANHA)………
    ÜMMÜLFAD LÜBÂBETÜLKÜBRÂ Bint-i HÂRİS (r.anha)
    ÜSEYD B. HUDAYR EL ENSARİ (R.A)………………………
    VÂKID B. ABDULLAH (r.anh)………………………………
    YÂSİR B. ÂMİR (r.anh)………………………………………
    YEZİD B AMR (AMİR) EL ENSARİ (R.A)…………………
    YEZİD B. HARAM EL ENSARİ (R.A)………………………
    YEZİD B. MÜNZİR EL ENSARİ (R.A)………………………
    YEZİD B. SÂ’LEBE EL ENSARİ (R.A)………………………
    YEZİD B. ZEM’A (r.anh)………………………………………
    ZEKVAN B. ABD. KAYS (R.A)………………………………
    ZEYD B. HARİSE (r.anh)………………………………………
    ZİNNİRE HATUN (r.anha)…………………………………
    ZİYAD B. LEBİD EL ENSARİ (R.A)…………………………
    ZÜBEYR B. AVVAM (r.anh)…………………………………
    ZÜHEYR B. RAFİ’ EL ENSARİ (R.A)…………………………

  3. #3
    Member
    Kayıt Tarihi
    26-08-10
    Mesajlar
    38

    Standart Cevap: Müslüman Oluş Sıralarına göre İLK MÜSLÜMANLAR

    ÜMMÜLMÜMİNİN Hz. HATİCETÜLKÜBRA BİNT-İ HÜVEYLİD (r.anha)

    Peygamberimiz Hz. Muhammed’e (a.s.v) ilk iman eden insan sev-gili eşi Hz. Hatice (r.anha) validemizdir.
    Hz. Hatice’nin (r.anha) soyu peygamberimizin soyu ile Kusayy b. Kilab’da birleşmektedir.
    Hz. Hatice (r.anha) cahiliye döneminde Tahire diye anılırdı. Kureyş kadınları içinde soyca en üstün şerefçe en büyük servetçe en zengin olanı idi. İşini çok iyi bilir ve sıkı tutardı. Kendisi akıllı, uyanık ve ince ruhlu, ince düşünceli, mübârek bir kadın idi.
    Cebrail (a.s) Hira dağında gelip Alak suresinin ilk üç ayetini getir-dikten sonra peygamberimiz çok korkmuş bir halde evine dönmüştü. Her zaman olduğu gibi kendisini sevgili eşi Hatice (r.anha) karşıladı. Peygamberimiz Onu görünce:
    -Ey Hatice! Uykuda gördüğüm ve sana anlattığım şeyi yüce Rab-bim bana Cebrail’i (a.s.) göndererek açıkladı buyurup yüce Allah (c.c) tarafından gelenleri ve Cebrail’den (a.s.) işittiklerini haber verdi.
    Hz. Hatice R.anha):
    -Ey Muhammed! Müjdeler olsun. Vallahi Allah Senin hakkında hayırdan başka bir şey yapmaz. Sana Allah’tan gelen hak ve gerçektir. Sen muhakkak Allah’ın resulüsün dedi ve Ona inanan ilk insan olma şerefine ulaştı.
    Peygamberimiz Ona Cebrail’den (r.anha) öğrendiği gibi abdest al-mayı ve namaz kılmayı öğretti.
    Hz. Hatice (.anha) peygamberimize peygamberlik geldiği Pazartesi gününün sonuna doğru herkesten önce iman etmek ve namaz kılmak şerefine eren, Allah (c.c.) tarafından Cennet’te inciden bir köşkle müj-delenen mutlu Cennet Hatunu idi.
    Aynı zamanda O Allah’ın (c.c.) selamına da nail oldu.
    Peygamberimiz sırtında olan nübüvvet görevini taşımakta güçlük çektiği, kavmi tarafından yalanlandığı, ret olunduğu, türlü eziyetlere, işkencelere maruz kaldığı dönemlerde üzüntü içinde evine döndüğü zaman yüce Allah (c.c.) Resulünün üzüntüsünü Hz. Hatice’nin (a.anha) teselli ve teskin edici sözleriyle hafifletir, Onu Onunla güçlendirir, va-zifesini Onunla kolaylaştırırdı.
    Peygamberimiz onun hakkında:
    -Halk beni inkârla karşıladığı zaman O bana inandı.
    Halk ben yalanladığı zaman O beni tasdik etti.
    Halk beni mahrum ettiği zaman O Bana malına ortak etti.
    Kadınlar bana evlattan mahrum ettiği zaman Allah (c.c.) bana on-dan evlatlar nasip etti.
    Kendi zamanında kadınların en hayırlısı İmran’ın kızı Meryem idi.
    Bu ümmet kadınlarının en hayırlısı da Hatice’dir.
    Cennet kadınlarının üstünü Hatice bint-i Hüveylid, Fatıma bint-i Resulallah, Meryem bint-i İmran ve firavunu zevcesi Asiye bint-i Müzahim’dir buyurmuştur.
    Hz. Hatice (r.anha) nübüvvetin onuncu yılında, ramazan ayının baş-larında vefat etti. Vefat ettiği zaman altmış beş yaşında idi.
    Hz. Hatice (r.anha) Hacun kabristanına defnedildi. Gömüleceği zaman peygamberimiz kabrinin içine girdi.
    Resulallah’a peygamberlik verildiği sıralarda ailesi, korumasına aldığı Hz. Ali b. Ebu Talib (k.v) ve evlatlık edindiği Zeyd b. Harise (r.anha) ile birlikte yedi kişi idi.
    En büyük kızı Hz. Zeynep (r.anha) henüz on yaşında olduğu halde Ebul As ile evlendirilmişti. Bu yüzden evde değildi.

    Allah (c.c.) ondan razı olsun.

    ==============

    Hz. RUKAYYE BİNT-İ RESULALLAH (r.anha)

    Hz. Hatice (r.anha) Müslüman olduğu zaman peygamberimiz yanına gelen ikinci kızı Hz. Rukayye’ye (r.anha) İslamiyet’i anlattı ve Müslü-man olmasını istedi. O da Müslüman oldu. Hz. Rukayye (r.anha) Müs-lüman olduğunda yedi yaşlarındaydı ve peygamberimizin amcası Abdüluzza’nın (Ebu Leheb’in) oğullarından Utbe ile nişanlıydı.
    Peygamberimizin diğer kızları Hz. Ümmü Külsüm (r.anha) altı, Hz. Fatıma (r.anha) ise henüz beş yaşındaydı. Yedi yaşına girince ikisi de Müslüman oldular.
    Hz. Ümmü Külsüm (r.anha) Abdüluzza’nın (Ebu Leheb’in) diğer oğlu Uteybe ile nişanlıydı. Gerek Hz. Rukayye (r.anha) gerekse Hz. Ümmü Külsüm (r.anha) yaşları küçük olduğundan evlenme gerçekleş-memişti.
    Ebu Leheb’in oğlu Uteybe Hz. Rukayye’nin (r.anha) nişanını çok kötü bir şekilde atınca onun bu davranışı peygamberimizi çok üzmüştü. Peygamberimizin üzüntüsünü fark eden Hz. Osman b. Affan (r.anh) dünürcüler göndererek Hz. Rukayye’yi kendisi için istetti. Hz. Rukayye (r.anha), Hz. Osman (r.anh) ile evlendiğinde henüz sekiz yaşındaydı.
    Hz. Rukayye (r.anha) kocası Hz. Osman b. Affan (r.anh) ile birlikte birinci ve ikinci Habeş hicretine katıldı. Habeş ülkesinden Mekke’ye döndü. Oradan Medine’ye hicret ederek üç hicreti birleştirme şerefine erdi.
    Bedir savaşına çıkıldığı sıralarda Hz. Rukayye (r.anha) çok hasta idi. Bu nedenle kocası Hz. Osman (r.anh) Bedir savaşına katılamadı. Bedir dönüşünden kısa bir zaman sonrada vefat etti. Peygamberimiz tarafından cenaze namazı kılınarak Baki kabristanına defnedildi.

    Allah (c.c.) ondan razı olsun.

    ==========


    Hz. ALİ B. EBU TALİB (k.v)

    Müslüman olan üçüncü kişi Hz. Ali’dir (k.v.). Hz. Ali (k.v.) pey-gamberimizin amcası Ebu Talib’in en küçük oğludur. Annesi Ebu Talib’in amcasının kızı olan Fatıma bint-i Esed’tir. (r.anha) Fatıma bint-i Esed (r.anha) Haşimî kadınları içinde hem Haşimî erkek sülbünden erkek çocuk doğuran, hem de halife anası olanların ilkidir. Hz. Ali (k.v.) soy olarak peygamberimize en yakın olandır.
    Yüce Allah (c.c.) Hz. Ali’ye (k.v.) olan nimetlerinden ve onun hak-kında dilediği iyiliklerden birisi de Kureyşîlerin kıtlığa ve açlığa uğra-yıp peygamberimizin Hz. Ali’yi (k.v.) bakmak üzere küçük yaşlarda yanına alıp büyütmesidir. O peygamberimizin terbiyesi altında büyü-müştür.
    Hz. Ali (k.v.), Hz. Hatice’den (r.anha) sonra peygamberimize ina-nan, onunla birlikte namaz kılan, yüce Allah’tan (c.c.) gelenleri tasdik eden ilk mümin ve Müslüman’dır.
    Bu konuda Hz. Ali (k.v.):
    “-Resulallah aleyhisselam Pazartesi günü peygamber gönderildi. Bende Salı günü Müslüman oldum. Ben, Resulallah aleyhisselam ile ilk namaz kılan adamım” demiştir.
    Hz. Ali (k.v.) Müslüman olduğunda on yaşındaydı.
    Peygamberimizle Hz. Hatice’yi (r.anha) namaz kılarlarken görünce:
    -Ya Muhammed! Şu yaptığınız nedir? Diye sordu.
    Peygamberimizde:
    -Ya Ali! Bu Allah’ın kendisi için seçtiği peygamberlerini onunla göndermiş olduğu dinidir. Ben seni bir ve tek olan Allah’a imana ve Ona ibadet etmeye, ne yarar nede zarar veremeyecek olan Lat, Uzza ve diğer putlara inkâra davet ediyorum buyurdu.
    O’nun bu sözleri üzerine Hz. Ali (k.v.):
    -Ya Muhammed! ben şu teklif ettiğin dini bu güne kadar hiç işitme-dim. Ben babam Ebu Talib’e söyleyip ona danışmadıkça böyle bir iş yapmam dedi.
    Peygamberimiz peygamberlik işinin henüz açıklanmasına uygun bulmuyordu. Bu nedenle:
    -Ey Ali! Sana söylediğimi yaparsan yap. Yapmayacak, Müslüman olmayacaksan teklif ettiğim şu işi gizli tut, açığa vurma. Onun açığa vurulma zamanı henüz gelmemiştir dedi.
    Hz. Ali (k.v.) o gece bekledi. Yüce Allah (c.c.) kalbine İslam sevgi-sini düşürdü. Sabah olunca peygamberimizin yanına giderek:
    -Ya Muhammed! Senin dün bana söylediğin şey ne idi? Sen bana onu bir kez daha anlat dedi.
    Peygamberimizde:
    -Ey Ali! Sen Lâ İlâhe İllallâhü vahdehû la şerîke leh diyerek kendi-sinden başka ilah bulunmayan, bir olan, şeriki ortağı bulunmayan Al-lah’a şahadet edecek, Lat’a, Uzza’ya ve diğer putlara ret ve inkâr ede-cek, Allah’a (c.c.) denk tutulan her çeşit putlardan uzak duracaksın. İşte benim getirdiğim din budur buyurdu.
    Hz. Ali (k.v.) artık tereddüt etmedi. Hemen peygamberimizin buy-ruğunu yerine getirerek Müslüman oldu. Fakat Müslümanlığını babası Ebu Talib’ten çekinerek açığa vurmadı, bir müddet gizli tuttu ve pey-gamberimizin yanından hiç ayrılmadı.
    Hz. Ali (k.v.) Müslüman olduğunda on yaşındaydı.
    Peygamberimiz Hz. Ali’nin (k.v.) okuma yazma öğrenmesini sağ-lamıştı. Araplar arasında okuma yazma bilenler pek az olduğu halde Hz. Ali okuma yazma bilirdi.
    Gerek Hz. Ali (k.v.) gerekse Zeyd b. Harise (r.anh) peygamberimi-zin yanından hiç ayrılmazlardı.
    Dağların, tepelerin, ağaçların arasından geçip giderlerken karşıları-na çıkan hiç bir dağ, hiç bir tepe, hiç bir ağaç yoktu ki peygamberimize:
    -Esselâmü Aleyke ya Resulallah = Selam olsun sana ey Allah’ın resulü diyerek selam vermesin.
    Peygamberimiz kuşluk vaktinde Kâbe’ye gider, orada kuşluk na-mazı kılardı.
    İlk dönemlerde Kureyş müşrikleri bu namazdan pek hoşnutsuzluk göstermezler, tedirgin olmazlardı. Onun kıldığı namazı Kâbe’ye yapıl-mış bir tazim hareketi zannederlerdi.
    Bundan sonra başka günlerde peygamberimiz namaz kılacağı za-man Hz. Ali (k.v.) ve Zeyd b. Harise (r.anh) o namaz kılarken oturup gözcülük yaparlardı.
    Peygamberimiz namaz vakti gelince Mekke vadilerinden bir vadiye doğru çıkar gider, Hz. Ali (k.v.) ve Zeyd b. Harise (r.anh) müşrik kişi-lerden gizli olarak peygamberimizle birlikte giderler, namazlarını ora-larda kılarlar, akşamleyin dönerlerdi.
    Allah’ın (c.c.) dilediği bir zamana kadar böyle devam edildi. Fakat onların bu durumları bazı kişilerin dikkatlerini çekmişti.
    Bir gün Hz. Ali’nin (k.v.) annesi Fatıma bint-i Esed (r.anha) kocası Ebu Talib’e:
    -Ali’nin Muhammed’in yanına devam ettiğini ondan hiç ayrılmadı-ğını görüyorum. Senin başına Muhammed tarafından oğlun hakkında güç yetiştiremeyeceğin bir iş gelmesinden korkuyorum dedi.
    Ebu Talib nice zamandır oğlu Ali’yi (k.v.) görmemişti. Onu merak edip durmaktaydı. Hanımına dönerek:
    -Demek oğlum bana bunun için mi görünmüyor? Diye sordu. Sonra peygamberimizle Hz. Ali’nin (k.v.) ardına düştü. Onları gizlice takip etti. Onları Batn-ı Nahle’de Ebu Dübb vadisinin ıssız bir yerinde namaz kılarlarken buldu.
    Peygamberimize:
    -Ey Kardeşimin Oğlu! Edindiğini gördüğüm şu din ne dinidir? Ben bu dini ne, gördüm ne de duydum. Sen bana bunu anlat dedi.
    Peygamberimiz:
    -Ey amca! Bu Allah’ın (c.c.) dinidir.
    Allah’ın (c.c.) meleklerinin dinidir.
    Allah’ın (c.c.) peygamberlerinin dinidir.
    Babamız İbrahim’in (a.s.) yitirilmiş dinidir ki Allah (c.c.) beni pey-gamber olarak bulunla bütün kullarına gönderdi.
    Ey amca!
    Öğütleyeceğim, doğru yola kılavuzlayacağım kimselerden buna en çok layık olan sensin. Bu yoldaki davetim kabul etmeye ve bu hususta bana yardımcı olmaya da sen herkesten daha layıksın.
    Ey amca!
    Sen her şeyi yaratıp kuşatan Allah’ın (c.c.) birliğine inan. Putlara taparak ona eş ve şerik koşma. Sen Lât’ı da Uzza’yı da diğer putları da terk et. Getirdiğim şu dine gir de kurtuluşa erenlerden ol buyurup am-casını İslamiyet’e, tevhide, Allah’ın (c.c.) birliğine inanmaya ve putları tapmaktan vazgeçmeye davet etti.
    Ebu Talib biraz düşündükten sonra:
    -Ey Kardeşimin Oğlu! Vallahi yaptığınız ya da söyledikleriniz şey-lerde benim için bir sakınca yoktur. Fakat siz benim oturağımı hiç bir zaman havaya kaldıramazsınız. Ben istesem bile atalarımın dininden ve ona olan bağlılıktan ayrılmaya güç yetiremem. Fakat sen gönderildiğin şey üzerinde dur. Vallahi ben sağ oldukça yapmak istediğini tamamla-yıncaya kadar sana hoşlanmayacağın bir şey erişmeyecektir dedi. Hz. Ali’ye (k.v.) de onun hoşlanmayacağı bir şey söylemedi. Ona sadece:
    -Ey oğulcuğum! Üzerinde bulunduğun bu din nedir? Diye sordu.
    Hz. Ali (k.v) de:
    -Babacığım! Ben Allah’a, Allah’ın resulüne iman ve Onun Allah tarafından getirdiklerini de tasdik ettim. Ben onunla birlikte namaz kıl-dım ve kendisine tabi oldum dedi.
    Bunun üzerine Ebu Talib:
    -Ey oğulcuğum! Şüphesiz ki Amcanın Oğlu seni ancak iyiliklere ve güzelliklere davet eder. Ondan gelenler senin için ancak hayırdır. O seni kötü yola kılavuzlamaz. Amcanın Oğlunun girmiş olduğu ve seni davet ettiği yola seninde isteyerek girmen ve ona yardım etmen yara-şırdır dedi.
    Ebu Talib’in bu sözleri peygamberimizi çok sevindirdi.
    Ebu Talib Hz. Ali (k.v.) ile peygamberimizi namaz kılar bir halde bırakıp evine geri döndü. O dönünce hanımı Fatıma hatun:
    -Ey Ebu Talib! Amcamın oğlu! Ben seni oğlunu arayıp bulmak üze-re gider gördüm ama şimdi yalnız gelmektesin. Oğlun nerede? Diye sordu.
    Ebu Talib onun bu sorusuna:
    -Sen onu ne yapacaksın? Diye soruyu soruyla yanıtladı.
    Fatıma hatun:
    -Ey amcamın oğlu! Kadın kölem oğlunu Ecyad’ta namaz kılarken görmüş bulunmaktadır. O görülmemiş, bilinmeyen bir din üzerindedir. Sen oğlunun dinini değişmiş bulmayı uygun görür müsün? Diye çıkıştı.
    Ebu Talib:
    -Ey kadın! Sus! Sen bu işte oğlunu kendi haline bırak. O Amcasının Oğlunun yolu ve izi üzerindedir. Amcasının Oğluna arka ve yardımcı olmak elbet herkesten çok ona düşer. Vallahi eğer nefsimi Abdulmuttalib’in dinini bırakmak hususunda bana boyun eğmiş bul-saydım, eğer Kureyş kadınlarının beni kınamalarından korkmasaydım bende muhakkak Muhammed’e tabi olurdum. Çünkü O hâlimdir, emîndir ve tahirdir. O her kime kılavuz olduysa muhakkak ki hayırlara götürür dedi.
    Peygamberimiz yanında Hz. Hatice (r.anha) ve Hz. Ali (k.v.) oldu-ğu halde bazen Kâbe’nin yanına gelirler, Onu karşılarına alıp bu şekilde namaz kılarlardı. Müşrikler ilk dönemlerde onların bu namazlarına ses çıkarmazlardı.
    Bu konuda Afif’el Kindî der ki:
    -Ben ticaret adamı idim. Peygamberimizin amcası Abbas b. Abdülmuttalib’te ticaret adamı idi. Yemene geldiğinde misafirim olur, Yemen ıtırı satın alıp, hac mevsiminde satardı. Kendisi yakın dostla-rımdandı.
    Cahiliye döneminde ticaret için Mekke’ye gelmiş, Abbas b. Abdülmuttalib’in evine inmiş, ona misafir olmuştum. Ondan aile hal-kım için Mekke elbisesi ve ıtır satın almak istiyordum. Ben Abbas’ın yanında oturuyordum. Güneş gökte iyice yükselmiş olduğu halde Kâ-be’ye bakıp duruyordum. O sırada olgunluk çağına girmiş genç bir adam Kâbe’nin yanına vardı. Başını göğe kaldırıp baktı, sonrada ayakta olduğu halde Kâbe’ye yöneldi. Sonra br çocuk gelip onun sağına durdu. Çok geçmeden bir kadın gelip onların arkalarına durdu. Sonra genç adam eğilip rükûya vardı, onlarda eğilip rükûya vardılar. Genç adam başını kaldırıp rükûdan doğruldu. Kadın ve çocukta başlarını kaldırıp doğruldular. Ardından olgun genç secdeye gitti. Çocukta kadında sec-deye gittiler. Onları ve yaptıklarını görünce yanımda bulunan Abbas’a:
    -Ey Abbas! Ben şurada büyük bir iş ve şaşılacak bir olay görüyo-rum dedim.
    Abbas’ta sözlerimi onaylayıp:
    -Evet! Dediğin gibi bu büyük bir iştir. Sonra ardından bana:
    -Ey Afif’el Kindî! Şu gördüğün olgun genç kimdir biliyor musun? Diye sordu.
    Ben de Ona:
    -Hayır! bilmiyorum dedim.
    Abbas:
    -Şu gördüğün olgun genç Muhammed b. Abdullah b. Abdülmuttalib’tir. O Kardeşimin Oğludur deyip ardından:
    -Şu yanında bulunan çocuk kimdir biliyor musun diye sordu.
    Bende:
    -Bilmiyorum dedim.
    Abbas (r.a):
    -Şu yanındaki çocuk kardeşimin oğlu Ali b. Ebu Talib’tir. Onların ardındaki kadında Hatice bint-i Hüveylid’dir ki Kardeşimin Oğlunun zevcesidir.
    Kardeşimin Oğlu bize senin şu gördüğün ve onlarında salik bulun-dukları bu dini kendisine göklerin ve yerin Rabbi olan Allah’ın emret-tiğini söylemektedir. Vallahi ben bütün yeryüzünde bu dinde şu üçün-den başka bir kimse bulunduğunu bilmiyorum dedi.
    Ve yanlarına gidip dördüncünün dördüncüsü, ikinci erkek mümin olmayı, Resulallah’a o zaman tabi olmuş, Allah’a o zaman iman etmiş olmayı ne kadar çok isterdim.
    Hz Ali (k.v.) ashab-ı kiramın en cesur, en yüreklilerinden birisi idi. Peygamberimiz bu konuda:
    -O düşmandan yüz çevirmez. O düşmana sırtını dönmez. O Allah’ı ve Allah’ın Resulünü sever, Allah ve Allah’ın Resulü de onu sever. Ali’yi münafık olanlar sevmez. Mümin olanlar ondan nefret etmez bu-yurmuştur. Onun için:
    -Allah’ım! Ona dost olana dost, düşman olana düşman ol diyerek dua etmiştir.
    Peygamberimiz Onu en küçük kızı Hz. Fatıma (r.anha) ile evlendi-rip kendine damat yaptı. Hz. Ali (k.v.) yanına geldiğinde:
    “-Ey Ali! Sen benim damadım ve torunlarımın babasısın.”
    “-Sen bendensin, bende sendenim.”
    “-Sen benim dünyada ve ahrette kardeşimsin.”
    “-Ey Ali! Bana göre sen Musa’ya göre Harun gibi olmaya razı değil misin? Şu farkla ki Benden sonra peygamber yoktur.”
    “-Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır.”
    Burada mevla kelimesinin efendi anlamına geldiğini hatırlatalım.
    “-O benden sonra her müminin velisidir” buyurmuştur.
    Peygamberimiz Mekke’den Medine’ye hicret buyuracakları zaman müşrikler Onu öldürmek için evini kuşattıkları sırada Hz. Ali (k.v.) peygamberimizin döşeğine girip yatmaktan çekinmedi. Sabaha kadar müşrikleri oyaladı, peygamberimiz ile yoldaşının Sevr dağına ulaşıp gizlenmelerini sağladı. Müşrikler Onu peygamberimiz sandılar.
    Hz. Aişe (r.anha) validemize göre Hz. Ali (k.v.) ile hanımı Fatıma bint-i Resulallah (r.anha) peygamberimizin en çok sevdiği kişiler idi.
    Peygamberimiz bir gün onları ve torunlarını ridasının altına alarak:
    -Allah’ım! Bunlar benim ehl-i beytim, ev halkımdır. Onlardan gü-nah kirlerini gider, tertemiz yap diyerek dua etti.
    Peygamberimiz Hz. Ali (k.v.) ile evlendirirken kızı Hz. Fatıma’ya (r.anha):
    -Sen ümmetimin en evvel Müslüman olanı, en çok bilgilisi ve en akıllı ve uslusu ile evlendirmeme razı değil misin diye buyurduğu gibi yine Hz. Ali (k.v.) hakkında:
    -Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır. İlim edinmek isteyen Onun kapısına gelsin buyurdu.
    Gerçekten de Hz. Ali (k.v.) çok büyük bir ilim sahibiydi.
    Onun karnı hikmet ve ilim ile dolu idi. Kendisi Kuran hafızıydı.
    Ona ilmin onda dokuzu verilmişti de kalan onda birine de bütün insanlarla birlikte ortaktı.
    Hz. Ali (k.v.) bu konuda:
    -Ey insanlar! Bana sorunuz. Vallahi bana soracağınız her şey hak-kında size bilgi vereceğim.
    Bana Kitabullahtan sorunuz. Vallahi ben inen her ayetin nerede indiğini neye ve kime dair olduğunu bilirim. Bende her ayetin gecede mi gündüzde mi dağda mı düzde mi nazil olduğunu bilirim demiştir.
    Hz. Ömer (r.anh) Hz. Ali (k.v.) hakkında:
    -Bizim en büyük kadımız Ali’dir. Ebulhasanın bulunmadığı bir mecliste karışık dolaşık meselelerle karşılaşmaktan Allah’a sığınırım derdi.
    Muaviye b. Ebu Süfyan (r.anh) içinden çıkmakta güçlük çektiği karmaşık meseleleri Hz. Ali’ye (k.v.) yazarak sorardı. Şehit edildiğini duyunca:
    -Fıkıh ve ilim Ebu Talib’in Oğlunun ölümüyle gitti demekten ken-dini alamamıştı.
    Hz. Ali’yi (k.v.) yakından tanıyan ashaba göre o:
    Açık ve kesin sözlüydü. Lafı eveleyip gevelemezdi.
    Adaletle hükmeder, ne olursa olsun adaletten sapmazdı.
    Her yanından ilim ve hikmet fışkırırdı. Çok geniş ilim sahibiydi.
    Dünyadan ve dünya ziynetlerinden kaçınır, onlara iltifat etmezdi.
    Geceye ve gecenin sessizliğiyle baş başa kalmayı çok severdi. Ses-sizliğe ve yalnızlığa aşık ve alışıktı.
    Son derece ibret alıcı, uzun, uzun düşünücü idi. Adaletle ilgili ko-nularda karar verirken acele etmezdi.
    Elbisenin kendine kısa geleninden, yemeğin katı olanından hoşla-nırdı.
    Arkadaşlarının yanında bulunduğunda ayrıcalık istemezdi. Onun aralarında bulunuşu her hangi bir arkadaşı gibi idi.
    Kendisine bir şey sorulduğunda hemen cevap verir, bildirilmesini istenilen şeyi hemen bildirirdi.
    Din adamlarına karşı son derece saygılıydı. Yoksul ve zayıflara yakınlık ve ilgi gösterirdi.
    Güçlü olan bâtıl işinde ondan yüz bulmayı umamaz, zayıf olanda onun adaletinden umutsuzluğa düşmezdi.
    Yalnız kaldığında sakalını eline alır, boynunu büküp uzun, uzun düşünür; duygulanıp için, için ağlar:
    -Ey dünya! Aldatacaksan sen benden başkasını aldat. Benimle oya-lanma. Benden başkasını aldatmaya bak.
    Benim sana aldanmam ne kadar uzak, ne kadar uzak.
    Ey dünya! Ben seni dönülmeyecek bir şekilde üç tâlakla boşadım.
    Bitmez görünürsün ama her yaratık gibi sende fanisin. Gerçekte ömrün kısa, değerin azdır.
    Ahret yolu ise çok uzundur.
    Ahret yolunun ıssızlığından, uzunluğundan, azığının azlığından ahh, ahh deyip dizlerimizi dövmekten başka elimizden ne gelir derdi.
    Onun şehit edildiğini duyan bir şair sahabi:
    -Onun ölümü bana gözlerinin önünde biricik oğlunu boğazlanırken gören bir babanın acısını verdi demekten kendini alamamıştı.
    Hz. Ali (k.v.) peygamberimizden kendilerinden razı olarak ayrıldığı altı, sağlıklarında cennetle müjdelediği on sahabiden birisiydi.
    Hz. Ali (k.v.) üç hasletle diğer ashaptan ayrılmıştı. Bu üç hasletle diğer ashaptan üstündü.
    1-Resulallah Hz. Ali’yi (k.v.) kızı Hz. Fatıma (r.anha) ile evlendir-miş O da Ona çocuk doğurmuştur. Peygamberimizin nesli kız evlat yoluyla devam etmiştir.
    2-Peygamberimiz mescidine açılan kapıların hepsini kapattırmış, yalnız Onun kapısını kapattırmamıştır.
    3-Hayber savaşında ashaptan pek çok kişi istediği halde bayrağı Ona vermiştir.
    Hz. Ali (k.v.) çok oruç tutar çok namaz kılardı.
    Kendini tamamen ibadete vermek için ashaptan bazı arkadaşları ile beraber, hadım olmaya karar vermişse de peygamberimiz tarafından engel olunmuştur. Peygamberimiz bu konuda:
    -Ey Ali! Ben sana iyi bir örnek değil miyim? Ben hem yemek yer hemde oruç tutarım. Kadınlarla birlikte olurum. Kendini hadım eden bizden değildir buyurmuştu.
    Hz. Ali (k.v.) hicretin otuz beşinci yılında Hz. Osman’dan (r.anh) sonra halife oldu. Hicretin kırkıncı yılının ramazanında sabah namazına giderken Abdurrahman b. Mülcem tarafından başına vurulup alnına kadar işleyen bir kılıç darbesiyle ağır yaralanmış, iki gece sonra şehit olmuştur.
    Peygamberimiz sağlığında onun bu şekilde şehit edileceğini haber vermişti.
    Hz. Ali (k.v.) şehit edildiğinde Resulallah ile Hz. Ebu Bekir (r.anh) gibi altmış üç yaşındaydı. Cenaze namazını oğlu Hz. Hasan (r.anh) kıl-dırdı ve Kûfe mezarlığına defnedildi.
    Hz. Ali (k.v.) kısaya yakın orta boylu, siyah ve büyük gözlü, güzel yüzlü idi. Yüzü ayın on dördü gibi parlak ve güzeldi.
    Büyük ve geniş karınlıydı.
    Geniş omuzlu; elleri, kolları pazıları çok kuvvetliydi.
    Boynu gümüş ibrik gibi uzun ve düz, başının üstü saçsızdı.
    Omuz başları dik ve yüksekti.
    Savaşa silkelene, silkelene gider, giderken düşmanlarına korku, dostlarına güven ve kıvanç verirdi. Savaşırken yürekli, güçlü ve sebat-kâr idi. Hiç bir güçlük Onu geri döndürmezdi. Bu yüzden savaşta ki-minle karşılaşsa muhakkak ona üstün gelirdi.
    Esmer tenli; sık, uzun ve enli sakallıydı. Sakalları bütün göğsünü doldururdu.
    Saçları ve sakalları bembeyazdı. Uzayan saçlarını ortadan ikiye ayırıp, yanlarına salardı.
    Siyah sarık sarar, sarığının bir ucunu arkasına bırakırdı. Halife ol-duğu zamanlarda bile üç dirhemlik gömlek giyer, kölelerine, hizmetçi-lerine giydiklerinden giydirir, yediklerinden yedirirdi. Son derece alçak gönüllü idi.

    Allah (c.c.) ondan razı olsun.

    ========

  4. #4
    Member
    Kayıt Tarihi
    26-08-10
    Mesajlar
    38

    Standart Cevap: Müslüman Oluş Sıralarına göre İLK MÜSLÜMANLAR

    ZEYD B. HARİSE (r.anh)


    Zeyd b. Harise (r.anh) Avf b. Kinâne oğullarındandır. Annesi Benî Ma’n kadınlarından Sûda Bint-i Salebe b. Abd-i Âmir’dir.
    Zeyd b. Harise’nin (r.anh) annesi Sûda yanında oğlu Zeyd olduğu halde kavmine ziyarete gitmişti. O sırada Benî Kayn b. Cisr kabilesine ait bazı süvariler Benî Ma’n yurduna bir baskın verdiler ve Zeyd b. Harise’yi (r.anh) yakalayıp götürdüler. Zeyd b. Harise (r.anh) Ûkaz panayırında köle olarak satışa çıkarıldı.
    Henüz küçük yaşlarda Zeyd b. Harise’nin (r.anh) başına gelen bu felaketlerden hayırları murat eden yüce Allah (c.c.) karşısına Hz. Hati-ce’nin (r.anha) amcasının oğlu Hakim b. Hizam’ı çıkardı. Hakim b. Hizam Zeyd b. Harise’yi (r.anh) halası Hz. Hatice (r.anha) için dört yüz dirheme satın aldı. Peygamberimiz Zeyd’i görünce:
    -Eğer şu köle benim olsaydı muhakkak onu azat ederdim dedi.
    Hz. Hatice (r.anha) Peygamberimizin Zeyd’i çok beğendiğini ve Onu almak için isteklendiğini görünce:
    -Ey Muhammed! Haydi O senin olsun. Ben Onu Sana bağışladım diyerek Zeyd’i peygamberimize verdi, hediye etti.
    Peygamberimiz Zeyd’i hemen azat ettikten sonra yanında kalıp kalmama konusundaki tercihi kendisine bıraktı fakat Zeyd ondan ay-rılmadı.
    Zeyd b. Harise (r.anh) o zaman henüz sekiz yaşında idi. Kısa boylu, kara yağız, yassı ve yayvan burunlu idi.
    Zeyd’in babası Harise oğlunun Benî Kayn b. Cisr süvarileri tarafın-dan kaçırıldığını duyunca son derece telaşlandı, tasalandı, ağlayıp sız-lamaya, oğlunun ardından şiirler söylemeye başlamıştı. Onu aramaya çıktı fakat bulamadı.
    Zeyd’in kabilesinden bazı kişiler hac için Mekke’ye geldiklerinde Zeyd’i gördüler ve bulunduğu yeri babasına haber verdiler.
    Babası Harise ve amcası Kâb, Zeyd’in peygamberimizin yanında bulunduğunu haber alınca yanlarına kurtulmalık akçesi alarak Mek-ke’ye geldiler ki bu, peygamberimize vahiy ve peygamberlik gelmeden önce idi.
    Peygamberimizin yanına gelerek:
    -Ey Muhammed! Biz yanında bulunan oğlumuz için gelmiş bulu-nuyoruz. Sen bize lütfet. Oğlumuzun kurtulmalık akçesi hakkında ih-sanlı ve insaflı bulun. Sana onun kurtulmalık akçesini sunalım da köle-likten kurtaralım dediler.
    Peygamberimiz onları tanıyamadı, kimi kastettiklerini anlayamadı. Bu nedenle onlara:
    -Sözünü ettiğiniz kimdir? Diye sordu.
    Onlarda:
    -Ey Muhammed! O Zeyd b. Harise’dir ki şu anda o senin kölen durumundadır dediler.
    Peygamberimiz bir an durakladıktan sonra:
    -Ey kişiler! Şu söylediğiniz dışında başka bir çözüm yolu olamaz mı? Ben size şu söylediğinizden daha hayırlısını teklif etsem olmaz mı? Diye sordu.
    Zeyd’in babası ve amcası bir ümitle sordular.
    -Ey Muhammed! Şu söylediğimiz dışındaki çözüm yolu nedir? Sen bunu bize bildir dediler.
    Peygamberimiz:
    -Ben derim ki Zeyd’i yanımıza çağırıp dilediğini tercihte Onu ser-best bırakalım. Eğer O sizi tercih ederse kurtulmalık akçesiz olarak sizindir. Eğer O Beni tercih ederse Vallahi Ben Beni tercih edene hiç kimseye tercih etmem buyurdu.
    Zeyd’in babası ve amcası peygamberimizin bu teklifini çok sevindi-ler. Zeyd’in kendilerini tercih edeceğinden hiç şüphe etmiyorlardı.
    Peygamberimiz hemen Zeyd’i yanına çağırdı. Geldiğinde Ona ya-nındaki kişileri göstererek:
    -Ey Zeyd! Sen şu kişileri tanır mısın? Diye sordu.
    Zeyd’te:
    -Evet tanırım. Şu babam, şu da amcamdır dedi.
    Peygamberimiz:
    -Ey Zeyd! Sen Benim kim olduğumu öğrendin. Seni nasıl korudu-ğumu, üzerine nasıl titrediğimi gördün. Şu kişiler ise Seni almak için gelmişlerdir. Ben Seni iki taraftan birini tercih etmede serbest bıraktım. İstersen Beni tercih et, yanımda kal. İstersen onları tercih et baban ve amcanla beraber git buyurdu.
    Zeyd hiç tereddüt etmeden:
    -Ey Muhammed! Yemin ederim ki ben Sana hiç kimseye tercih etmem. Sen bana anne ve baba makamındasın. Ben ancak senin yanın-da kalacağım dedi ve ailesini reddetti.
    Zeyd’in babası ve amcası onun bu sözleriyle şaşkına döndüler. Şaş-kınlıkları geçince kızgınlıkla:
    -Ey Zeyd! Yazıklar olsun sana. Demek sen köleliği hürriyete; ba-ban, amcan ve ev halkın yerine bir yabancıyı tercih ediyorsun ha! Diye bağırdılar.
    Zeyd:
    -Evet! Ben bu Zat’tan öyle şeyler gördüm ki Ona hiç bir zaman hiç kimseyi tercih etmem. Ben ondan hiçbir zaman ayrılmayacağım dedi.
    Peygamberimiz Zeyd’in bu bağlılığını görünce elinden tutup Kâbe mescidindeki Hıcr mevkiine götürdü.
    Hıcr mevkii Mekke ileri gelenlerinin oturdukları; konuşup, eğleştik-leri bir yerdi.
    Peygamberimiz Zeyd’in elinden tutarak yüksekçe bir yere çıktıktan sonra:
    -Ey hazır olan kişiler! Şahit olunuz ki Zeyd bundan sonra benim oğlumdur. Ben ona varisim oda bana varis olacaktır dedi ve Zeyd’i ev-latlık aldı.
    Zeyd’in babası ve amcası bunu görünce gönülleri rahatlaştı, dönüp yurtlarına gittiler.
    Cahiliye çağında bir kimse birini oğul edindi mi halk o oğulluğu oğul edinene nispet eder, onun adı ile çağırır, oğulluk onun mirasına ortak olurdu.
    O günden sonra Zeyd b. Harise (r.anh) Zeyd b. Muhammed olarak anılmaya başladı. Ahzap suresinin 5 ve 40 sureleri nazil olup yüce Al-lah (c.c.):
    “-Oğullukları babalarının ismi ile çağırınız. Bunu yapmak Allah katında hakkaniyete daha uygundur.”…
    “-Muhammed adamlarınızdan hiç birinin babası değildir. Fakat O Allah’ın resulü ve peygamberlerinin sonuncusudur” buyuruncaya kadar devam etti. Bu ayetler nazil olduktan sonra Zeyd yine eskisi gibi Zeyd b. Harise (r.anh) olarak anılmaya başlandı.
    Peygamberimize peygamberlik verildiği zaman Hz. Ali b. Ebu talib (k.v.) ile Zeyd b. Harise (r.anh) Onun bakım ve koruması altındaydılar.
    Peygamberimiz Hz. Ali (k.v.) Müslüman olduktan sonra Zeyd’i yanına çağırarak:
    -Ey Zeyd! Ben seni oğulluk olarak almış, adımı adın olarak vermiş bulunmaktayım. Ben sana varisim, sende bana varissin. Rabbim bana peygamberi yaptı ve yakınlarımı uyarmamı emretti. Bana emredileni bende sana emretmekteyim. Sen iman et dedi.
    Zeyd hemen Kelime-i Şahadet getirerek Müslüman oldu ve namaz kıldı ve peygamberimizden hiç ayrılmadı. Zeyd Müslüman olduğunda on yaşındaydı.
    Peygamberimiz onun hakkında:
    -Ey Zeyd! Sen bizim kardeşimiz ve azatlımızsın. Sen bana kavmi-nin en sevimli gelenisin buyurarak iltifat ederdi.
    Zeyd b. Harise (r.anh) hayatı boyunca peygamberimizin yanından hiç ayrılmadı. Bütün savaşlarda onun yanındaydı.
    Peygamberimiz onu önce halasının kızı olan Zeyneb bint-i Cahş ile evlendirdi. Ahzab suresinin 5 ve 40 ayetleri nazil olduktan sonra Zeyd b. Harise (r.a) hanımı olan Zeyneb bint-i Cahş’ı (r.anha) boşadı. Zeyd o zaman kadar peygamberimizin oğlu olarak tanınmakta onun ismiyle anılmaktaydı. Bu yanlış imajı düzeltmek için Cenab-ı Hak boşadığı eşi Zeyneb bint-i Cahş’ı peygamberimize nikâhladı. Böylece Zeyneb bint-i Cahş (r.anha) müminlerin annelerinden birisi oldu.
    Bu nikâhta Allah-ı Tealanın (c.c.) gizli bir hikmeti gizlidir. Geçerli olan Arap gelenek ve göreneklerine göre bir baba boşamış olsa da oğ-lunun hanımıyla evlenemezdi. Cenab-ı Hak (c.c.) bu nikâhla Zeyd b. Harise’nin (r.anh) peygamberimizin gerçek oğlu olmadığını göstermeyi murat etti. Aksi halde peygamberimizin vefatından sonra pek çok karı-şıklıklara, fitnelere neden olabilirdi.
    Zeyd b. Harise (r.a) hayatı boyunca İslam’a hizmet için canla başla çalışan gerçek bir İslam kahramanıdır. Bütün savaşlarda peygamberi-mizin yanında savaştı. Bütün güçlükleri, zorlukları seve, seve göğüs gerdi.
    Peygamberimiz onu Mute savaşında İslam ordusunun komutanı yapmıştı. Zeyd b. Harise burada kahramanca savaştı ve şehit oldu.
    Allah (c.c.) ondan razı olsun.


    ===========


    Hz. EBU BEKİR ABDULLAH ATİK B. EBİ KUHAFE (r.anh)

    Müslüman olanların beşincisi Hz. Ebu Bekir Abdullah (Atik) b. Ebi Kuhafe Osman’dır.
    Ebu Bekir’in ata soyu peygamberimizin ata soyuyla Mürre b. Kâb’ta birleşir.
    Hz. Ebu Bekir’in annesi Ümmül Hayr Selma bint-i Sahr’dan doğan oğlan çocukları yaşamıyordu. Bu yüzden ilk doğacak oğlan çocuğuna Abdülkabe ismini vermeyi ve Kâbe hizmetine vakfetmeyi adamıştı.
    Hz. Ebu Bekir doğunca ellerini kaldırıp:
    -Ya Rabbi! Şu ölümden azatladığın oğlumdur. Onu bana bağışla diyerek dua etti.
    Ebu Bekir büyüyüp gelişince Atik ismi de verildi. Müslüman olun-ca Abdülkâbe ismi Abdullah’a çevrildi.
    Ebu Bekir peygamberimizden iki yaş küçüktü ve peygamberimizin en yakın, en candan dostlarından birisiydi. Bu yüzden peygamberimizi çok yakından ve çok iyi tanımaktaydı. Kendisi ticaretle uğraşırdı.
    Peygamberimiz Hira dağındaki mağarada gaipten bazı sesler duy-maya başladığı ve bu seslerin mahiyetini öğrenmek için Hz. Hatice’nin amcasının oğlu Varaka’nın yanına götürüldüğünde Hz. Ebu Bekir’de yanındaydı. Varaka’nın söylediklerini duymuştu ve sevgili arkadaşında olan ruhsal değişiklikleri çok iyi bilmekteydi.
    Hz. Ebu Bekir peygamberimize peygamberlik verilmeden seneler önce ticaret için Şam’a gitmişti. Bu seyahat sırasında bir gece rüyasında bir ayın Mekke’ye indiğini sonra Mekke’nin bütün evlerine dağıldığını ve her eve ondan bir parça girdiğini sonrada kendi evinde toplu bir hale gelmiş gibi olduğunu görüp bu rüyasını ehl-i kitap bilginlerinden bazı-larına ve Rahip Bahira’ya anlatmıştı.
    Rahip Bahira onun rüyasını dinledikten sora:
    -Ey kişi! Sen buraya nereden geldin? Diye sordu.
    Ebu Bekir’de:
    -Ben Kâbe’nin bulunduğu kutsal Mekke halkındanım dedi.
    Onun Mekke halkından oluşu Bahira’nın ilgisini daha da çekti. Bu kez:
    -Ey kişi! Sen Mekke halkından kimlerdensin diye sordu.
    Ebu Bekirde:
    -Ben Kureyşîyimdir dedi.
    Bahira:
    -Sen geçimini ne ile sağlamaktasın dedi.
    Ebu Bekir:
    -Ben ticaret yapar, geçimimi ticaretten sağlarım dedi.
    Bahira biraz düşündükten sonra:
    -Ey kişi! Sen çok hayırlı bir rüya görmüş bulunmaktasın. Eğer Allah rüyanı doğru çıkarırsa kavminden bir peygamber gönderecek sende sağlığında onun veziri vefatından sonra da halifesi olacaksın. Fakat sen bunu içinde gizli tut, kimseye söyleme dedi. Ebu Bekir’de onun bu sözlerini kalbinde gizli tutup kimseye söylememişti.
    Hz. Ebu Bekir Mekke’ye döndükten sonra Allah’ın istediği kadar orada kaldı. Daha sonra ticaret için Yemene gitti ve Ezd kabilesinden ihtiyar bir bilginin evine misafir oldu. İhtiyar bilgin onu görünce:
    -Ey kişi! Ben senin hâl ve tavrından harem halkından bir kişi oldu-ğunu tahmin ediyorum dedi.
    Hz. Ebu Bekir de:
    -Evet ben harem halkından bir kişiyimdir deyip onun sözlerin onay-ladı.
    İhtiyar bilgin ona daha dikkatli bakarak:
    -Zannederim Sen aynı zamanda Kureyşîsin de dedi.
    Hz. Ebu Bekir:
    -Ey bilgin kişi! Yanılmadın. Ben harem halkından olup Kureyşî bir kişiyim dedi.
    İhtiyar bilgin bu kez:
    -Ben senin Teym oğullarından olduğunu da tahmin ediyorum dedi.
    Hz. Ebu Bekir:
    -Evet ben Teym b. Mürre oğullarındanım dedi.
    İhtiyar bilgin ona doğru biraz daha yaklaşarak:
    -Senin hakkında öğrenmek istediğim bir şey daha kaldı dedi.
    Ebu Bekir:
    -Öğrenmek istediğini bana sor dedi.
    İhtiyar bilgin:
    -Ben sadece karnını açıp bana göstermeni istiyorum dedi.
    Onun bu isteği Ebu Bekir’in garibine gitti. Bilgin kişiye:
    -Bunu benden niye istediğini haber vermedikçe bu dediğini yapmam dedi.
    İhtiyar bilgin:
    -Ben okudum kitaplarda Harem halkından bir peygamber gönderi-leceğini ve ona bir genç ile olgun yaşta birinin yardımcı olacağını sağ-lam ve doğru bilgiler içinde buldum. Gen yardımcı atılgan, gözünü dal-dan budaktan sakınmaz, korku nedir bilmez, güçlüklere karşı koyan kısa boylu, kara yağız bir kişidir. Olgun yaşta olanı ise beyaz tenli ve zayıf bedenlidir. Kendisinin karnında bir ben ve sol uyluğunda da bir işaret vardır. İşte ben niye karnını görmek istediğimi bildirmiş bulunu-yorum. Artık sana düşen senden istediğimi bana göstermektir. Sen kar-nını açıp göstermekle nihayet bana gizli kalmış bulunan sıfatını benim için tamamlamış olacaksın dedi.
    Ebu Bekir ihtiyar bilginin bu sözleri üzerine karnını açıp ona göster-di. İhtiyar bilgin göbeğinin üstündeki siyah beni görünce:
    -Kâbe’nin Rabbine ant olsun ki sen O’sun. Fakat sen sana arz etti-ğim işte sakınıcı ol dedi.
    Ebu Bekir:
    -Ey bilgin kişi sen şu sözlerini daha açıklık getir. Bana söylemek istediğin nedir? Diye sordu.
    İhtiyar bilgin:
    -Ey kişi! Doğru yoldan eğrilmekten sakın. Daima orta yolu tut. Al-lah’ın sana verdiği köle ve cariyeler hakkında Allah’tan kork dedi.
    Ebu Bekir işini bitirdikten sonra vedalaşmak için ihtiyar bilginin yanına varınca o:
    -Ey Harem halkından olan şerefli kişi! Sen o beklenen peygambere ulaştığında şu beyitleri Ona bildir deyip bir beyit söyledi. Ebu Bekir de onun söylediği beyti ezberledi.
    Ebu Bekir Mekke’ye geldiğinde Muhammed’e (a.s.v) peygamberlik gelmiş olarak buldu. Kureyşin ulularından Ukbe b.Ebi Muayt, Şeybe ve Rebia b. Utbe kardeşlerle Ebu Cehil Amr b Hişam yanına geldiler. Ebu Bekir onlara:
    -Bildiğiniz gibi ben uzun bir yolculuktan gelmiş bulunuyorum. Uzun zamandır aranızda değilim. Ben yanınızda değilken başınıza gelip çatan veya aranızda olan biten önemli bir iş var mıdır? Diye sordu.
    Onlarda:
    -Ey Ebu Bekir! Başımızda büyük bir iş var. Ebu Talibin yetimi peygamber olduğunu, gökten kendisine haberlere geldiğini söylüyor, halkı da tek bir ilaha davet ediyor. Biz onun senin en yakın arkadaşla-rından biri olduğunu iyi bilmekteyiz. Eğer arada sen olmasaydın bek-lemez hemen hakkından gelirdik. Artık sen onunla aramızdaki şu işi halledersin dediler.
    Ebu Bekir de:
    -Ey Kureyşin ulu kişileri! Ben sizi başınızdaki şu iş nedeniyle hayli bunalmış buldum. Ben onunla konuşurum. Siz bana onun şu anda nere-de olduğunu bildirin dedi.
    Onlarda:
    -O şu anda zevcesi Hatice’nin evindedir dediler.
    Ebu Bekir oyalanmadan doğruca Hatice’nin evine gelip kapısını çaldı. Kapıyı peygamberimiz açtı. Ebu Bekir onu görünce:
    -Ya Muhammed! Sen kavminin menzil ve meclislerini gayb, baba ve atalarının dinini terk etmişsin öyle mi? Senin hakkında bana erişen şu haberlerde nedir? Diye sordu.
    Peygamberimiz ona:
    -Ey Ebu Bekir! Seni böyle telaşa sokan hakkımda sana ulaşan ha-berlerde ne imiş? diye sordu.
    Ebu Bekir:
    -Sen insanlara Allah’ın birliğine inanmaya davet ediyor, ben Al-lah’ın resulüyüm diyormuşsun dedi
    -Evet ey Ebu Bekir! Aziz ve celîl olan Rabbim beni Beşir, Nezîr ve İbrahim’in duası kıldı. Bütün insanlara peygamber olarak gönderdi. Ben sana ve bütün insanlara Allah’ın gönderdiği peygamberiyim. Al-lah’a iman et buyurdu.
    Ebu Bekir de Ona:
    -Ey Muhammed! Sen bu konuda bana hüccet ve delil göster dedi.
    Peygamberimizde:
    -Ey Ebu Bekir! Bu konudaki hüccet ve delilim Yemende buluştu-ğun bilgin kişidir dedi.
    Ebu Bekir’de ona:
    -Ey Muhammed bu yeterli bir delil değildir. Çünkü ben Yemende pek çok bilginle görüşmüş bir kişiyim. Sen hangisini kast ediyorsun? Bana açıkça bildir dedi.
    Peygamberimizde:
    -O bilgin kişi ki ihtiyardır ve sana benim için emanet bir beyit bı-rakmıştı da sen onu ezberlemiştin dedi.
    Ebu Bekir hayretler içinde kalarak:
    -Ey Muhammed! Ey sevgili dostum! Muhakkak ki doğrulardansın. Bunu sana kim haber verdi? Diye sordu.
    Peygamberimiz:
    -Benden önceki peygamberler gelmiş olan Namus’ul Ekber bana da gelmiştir. Bu haberi de o getirmiştir dedi.
    Bunun üzerine Ebu Bekir:
    -Uzat elini ey Muhammed! Sen doğrusun, eminsin. Güzel ahlak sahibisin. Vallahi ben sende bu zamana kadar hiç bir yalana rastlama-dım. Sen emanete riayet eder, akrabanı gözetir, her zaman hayırlı ve güzel işler yaparsın.
    Halka yalan söylemeyen bir insan Allah’a karşı hiç yalan söylemez. Sen peygamber olarak gönderilmeye layık bir kişisin. Ben şahadet ede-rim ki Allah’tan başka ilah yoktur, sen de Allah’ın resulüsün. Uzat elini de sana biat edeyim deyip iman etti.
    Ebu Bekir’in iman etmesi peygamberimizi çok sevindirdi. Onun imanı saf ve katışıksızdı. O bu konuda en küçük bir tereddüde düşmedi.
    Ebu Bekir saf ve katıksız olan sarsılmaz imanı ve kişiliğiyle pey-gamberimizin en büyük yardımcılarından birisi oldu. Bu uğurda nesi var nesi yoksa harcamaktan geri kalmadı.
    Ebu Bekir’in Kureyş kavmi üzerinde mümtaz bir yeri vardı. Kendi-si kavmi içinde düşülür kalkılır, görüşülüp konuşulur yumuşak huylu, uslu bir zat idi.
    Cahiliye döneminde Kureyşîlerin ulu ve hatırı sayılan kişilerinden-di. Kan ve diyet işlerini üzerine almıştı. Tanınmış, kumaş ve elbise alıp satan dürüst bir tüccardı. Kendisi nesep ilminin uzmanlarından birisiy-di. Müslüman olunca Müslümanlığını gizlemedi. Hiç çekinmeden, hiç kimseden korkmadan açıkladı. Bu konuda üzerine gelen her türlü mu-sibetleri seve seve göğüs gerdi.
    Kureyşin yenilmez pehlivanlarından Hz. Hatice’nin amca oğlu Esed (Aslan) lakaplı Nevfel b. Hüveylid Ebu Bekir ile Talha b. Ubeydullah’ı Müslüman olduklarını işitince ikisin bir ipe sıkı sıkıya bağlamış, buna her zaman koyu bir kabile gayreti içinde bulunan Teym oğulları ses çıkarmamışlardı.
    Hz. Ebu Bekir peygamberimizin yanında insanların en sevimli ola-nıydı. Peygamberimiz bu konuda:
    -İnsanlardan canında, malında, arkadaşlığında bana karşı Ebu Bekir b. Ebi Kuhafe’den daha fedakâr ve cömert davranan bir kimse yoktur. Eğer Rabbimden başka insanlardan dost tutmuş olsaydım muhakkak ki Ebu Bekir’i dost tutardım. Fakat İslam kardeşliği daha üstündür.
    Haberiniz olsun ki sahibiniz yüce Allah’ın dostudur. Şu mescide açılan bütün kapıları kapatınız. Yalnız Ebu Bekir’in kapısı açık kalsın buyurmuştur.
    Ebu Bekir Müslüman olduğunda kırk bin dirhem serveti vardı. O bu servetini Mekkeli müşriklerin ağır işkenceleri altında kıvrandırdıkları kadın, erkek birçok Müslüman köleleri satın alıp kurtarmak ve Müslü-manları güçlendirmek için harcamaktan geri durmadı. Medine’ye hicret ettiğinde yanında sadece beş bin dirhemi kalmıştı. Kalen bu servetini de Medine de Müslümanlar için cömertçe harcadı.
    Tebük seferi sırasında kalan servetinin hepsini getirip peygamberi-mizin önüne koymuştu. Bunu fark eden peygamberimiz:
    -Ey Ebu Bekir! Ev halkına ne bıraktın? Diye sordu.
    Ebu Bekir başını eğerek, yavaşça:
    -Allah’ı ve Allah’ın resulünü bıraktım dedi.
    Peygamberimiz Ebu Bekir’in cennetin Salat, Cihat, Sadaka ve Reyyan gibi sekiz kapısından aynı anda içeriye davet edileceğini bil-dirmiş onun ismini de sağlıklarında cennetle müjdelenen Aşere-i Mübeşşere’den on mutlu kişinin arasında saymıştır.
    Peygamberimiz Mekke’den Medine’ye hicret edeceği zaman onu kendine yoldaş ve mağarada gizlendiğinde arkadaş edinmişti.
    Ebu Bekir bedir Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlarda peygam-berimizin yanında bulundu.
    Peygamberimiz vefatıyla neticelenen hastalığı sırasında mihraba yalnız onun geçirilmesini emir buyurmuş, Hz. Ömer’in imamlığına razı olmamıştı. Bu nedenle ilk halife Hz. Ebu Bekir oldu.
    Hz. Ebu Bekir’in İslam’a yaptığı en büyük hizmetlerden biriside Kuran-ı Kerim’i bir kapak altında toplatmasıdır.
    Peygamberimiz Kuranı-ı Kerimin sure ve ayetleri vahiy edildikçe onları ezberler ve ezberletir; aynı zamanda vahiy katiplerinden birini çağırır; ona “yaz” diyerek okuyup, yazdırır yazılacak ayetin hangi sure-ye ve hangi ayetten sonra yazılacağını da bildirirdi.
    Kendisi Kuran hafızıydı.
    Peygamberimizin irtihalinden sonra Hz. Ebu Bekir vahiy katiple-rinden Zeyd b. Sabit’i Kuran-ı Kerimin yazılı bulunduğu yapraksız, kabuğu soyulmuş hurma dallarından; yassı, ince beyaz taşlardan ve hafızların ezberlerinden araştırmalar yaptırarak bir araya toplattırmış, Mushaf haline getirtmiştir. Kuran-ı Kerimden olup da Mushaf haline getirilerek iki kapak arasına girmeyen bir şey kalmamıştır.
    Bu konuda Hz.Ali (k.v):
    -Allah Ebu Bekir’i rahmet etsin. O Kuran-ı Kerimin sure ve ayetle-rini eksiksiz toplamak hususunda insanların en büyük ecirlisi idi. Ku-ran-ı Kerimi iki kapak arasında toplayan ilk kimse o idi demiştir.
    Hz. Ebu Bekir ömrü boyunca neyi var, neyi yoksa her şeyini İslam için harcadı. Vefatında kızı Hz. Ayşe validemize:
    Bir sağmal deve,
    Müslümanların kılıçlarını bileyip temizleme işlerini yapan ve Ebu Bekir ailesini hizmet eden bir uşak,
    İçine süt sağılan tek bir çanaktan başka bir şey bırakmamıştı. Hz. Ayşe validemizde vefatı sırasında bütün bunları halife olan Ömer’e götürülüp verilmesini vasiyet etti. Bütün bunlar kendisine teslim edilin-ce Hz. Ömer ağlayarak:
    -Allah Ebu Bekir’e rahmet etsin. O kendisinden sonrakine çok güç bir örnek bıraktı. Sen Ey Ebu Bekir! Sen senden sonrakine çok güç bir örnek bırakıp onu çok güç bir duruma düşürdün demekten kendini ala-madı.
    Yine Onun hakkında Hz. Ali:
    -Peygamber aleyhisselamdan sonra bu ümmetin hayırlısı Ebu Be-kir’dir. Ondan sonrada Ömer’dir buyurmuştur.
    Ebu Bekir hicretin on üçüncü yılında Medine’de peygamberimizin irtihal ettiği yaşta (Altmış üç yaşında) vefat etti ve peygamberimizin ayakucuna defnedildi.
    Ebu Bekir uzun boylu, biraz kamburca, ak tenli, zayıf bedenli, arık yüzlü, seyrek ve aksakallı, çukur gözlü, çıkık alınlı, gür ve çok saçlı, yumuşak huylu, merhametli, gözü yaşlı bir Zat-ı muhterem idi.


    Allah (c.c) ondan razı olsun.


    ===============


    BİLÂL-İ HABEŞİ (r anh.)
    Ve
    Annesi HÂMÂME Hatun (r.anha)

    Hz. Ebu Bekir’den sonra Müslüman olanlar kayıtlara göre Bilâl-i Habeşî ile annesi Hamâme hanımdır.
    Bilal’in babası habeşi bir köle olan Rebah’tır. Bilal de annesi de Rebah gibi köle idi.
    Hamame Mekke’de Cumah oğullarının kölesi idi ve kendi gibi köle olan Rebah ile evlendirilmişti. Bilal-i Habeşi Mekke’de Cümah oğulları ailesi içinde doğmuş, Cümah oğullarından Ümeyye b. Halef’in kölesi olmuştu.
    Bilal-i Habeşî ve annesi Hamâme peygamberimizin insanları gizlice İslam’a davet ettiği dönemlerin hemen başlarında Müslüman oldu. Ge-rek Bilâl gerekse annesi Hamâme Müslümanlığa gönülden bağlı temiz kalpli kişilerdi.
    Bilal-i Habeşi köle olmasına rağmen Müslüman olduğunu ilk açık-layan yedi müminden birisi olma şerefine ermiştir. Kendisi müminlerin zayıf ve fakir tabakasındandı.
    Bilal’in Müslüman olması ve bunu açıklamaktan çekinmemesi onun pek çok ve ağır işkencelere uğramasına neden olmuştur.
    Dininden döndürülmek, Lât ve Uzza adlarını andırılmak için yapı-lan en ağır işkencelere katlanır:
    -Haydi sende bizim gibi söyle diye zorlandıkça:
    -Dilim onu söylemeye dönmüyor onu söyleyemiyor. Ehad Ehad ( Birdir, Birdir) demekten geri durmaz, ne yaparlarsa yapsınlar Lat ve Uzza benimde tanrımdır dedirtemezlerdi.
    Bilal-i Habeşi türlü işkenceler altında inim, inim inlerken Hz. Ebu Bekir tarafından satın alınıp bu işkencelerden kurtarıldı. Ebu Bekir onu satın alınca hemen azat etti.
    Ebu Bekir Bilal’in annesi Hamame’yi de satın alıp azat etti, onu da işkencelerden kurtardı.
    Peygamberimiz ilk ezanı Bilal-i Habeşi’yi okutmuş, peygamberimi-zin birinci müezzini olma şerefine kavuşmuştur.
    Bilal-i Habeşi hicretten sonra Medine’de peygamberimizin mesci-dinde sabah ezanını okuduktan sonra ezanın okunduğunu bildirmek üzere peygamberimizin o gece yanında bulunduğu hanımının kapısının önünde durarak:
    -Hayya alessalah! Hayya alelfelah! Esselâtü ya Resülallah der, pey-gamberimizin çıktığını görünce de kamet getirmeye başlardı.
    Bilal-i Habeşi peygamberimiz bayram namazına ve yağmur duasına çıkarken yanında bulunur, Anezesini namazgaha kadar taşır, varınca sütre olarak peygamberimizin önüne dikerdi.
    Peygamberimiz ona aynı zamanda hazinedarlık görevini de vermiş-ti.
    Bir gün peygamberimiz ona:
    -Ey Bilal! Ben cennette gezinirken önümde senin ayakkabılarının tıkırtısını işittim buyurmuş cennetlik olduğunu haber vermiştir. Bu ne-denle Bilal-i Habeşî Aşere-i Mübeşerre’nin on birincisidir.
    Bilal-i Habeşi Allah (c.c) yolunda Mekke’den Medine’ye hicret etti. Bütün savaşlarda peygamberimizin yanında bulundu.
    Peygamberimizin irtihalinden sonra Medine’de kalmaya dayana-madı. Şama gitmek için halife olan Ebu Bekir’den izin istedi. Onun yanına gelerek:
    -Ey Resulallahın halifesi! Ben gözümün nuru Resulallah aleyhisselamdan müminlerin en üstün ameli Allah yolunda cihattır bu-yurduğunu işitmiş bulunuyorum dedi.
    Ebu Bekir’de ona:
    -Ey Bilal! Söyle bana, dileğin nedir? Diye sordu.
    Bilal-i Habeşi de:
    -Allah yolunda ölünceye kadar serhatlardan serhatlara koşarak cihat etmek istiyorum dedi.
    Onun bu isteğine karşı Ebu Bekir:
    -Ey Bilal! Sen bizi şu gördüğün hal üzere bırakıp gitmeyi uygun görür müsün? Sen burada yanımda kalsan da bana yardım etsen olmaz mı? Diye sordu.
    Bilal-i Habeşi onun bu isteğini kabul etmek istemedi. Bu nedenle:
    -Ey Ebu Bekir! Eğer sen beni kendin için satın aldın, seninle birlik-te bulunayım diye azat ettinse yanında alıkoy. Eğer Allah için satın alıp azat ettinse beni bırak da yüce Allah’ın hizmetine gideyim dedi.
    Onun bu sözleri üzerine Ebu Bekir ağlamaya başlayarak:
    -Ben seni muhakkak ki Allah için satın alıp azat etmişimdir. Fakat Allah aşkına! Üzerinde bulunan hakkımı ve hürmetimi göz önünde tut da yanımdan ayrılma. Çünkü ben yaşlandım, zayıfladım. Kemiklerim inceldi. Ecelimde yaklaşmıştır. Şu anda kavi dostların yardım ve deste-ğine muhtaç durumdayım dedi.
    Bilal-i Habeşi Ebu Bekir’i kırmadı. Onun vefatına kadar yanında kaldı. Vefatından sonrada cihat için Şama gitti.
    Hz. Ebu Bekir onu gördükçe:
    -Keşki bende Bilâl gibi Bilâl’in annesi ve babasından dünyaya gel-miş olsaydım der, onun gibi olmak ister, ona imrenirdi.
    Bilal-i Habeşi yetmiş yaşlarında Şam Dımaşkta vefat etti. Küçük Kapı yanında Dımaşk kabristanına defnedildi.
    Bilal-i Habeşi uzun boylu, kurum gibi simsiyah tenli, kambur, çok ve kır saçlı idi. Saçının aklığını boyayıp değiştirmezdi.

    Allah (c.c) onlardan razı olsun.

    ==================



    EBU FÜKEYHE (r.anh)

    Ebu Fükeyhe Ezd kabilesinden olup asıl isminin Eflah veya Yesar olduğu söylenir. Bazı kayıtlarda Ebu Fükeyhe’nin Abduddar oğulları-nın bazı kayıtlarda ise Cumah oğullarından Safvan b. Ümeyye’nin kö-lesi olduğu kayıtlıdır.
    Ebu Fükeyhe Bilal-i Habeşî’nin Müslüman olduğu sıralarda Müs-lüman olmuştur.
    Bilal-i Habeşi gibi oda müşrikler tarafından en ağır işkencelere uğ-ratılırdı. Ebu Bekir onu da satın alıp azat etti.
    Ebu Fükeyhe Allah yolunda yapılan ikinci Habeş hicretine katıldı. Bedir savaşından önce vefat etti.

    Allah (c.c) ondan razı olsun.


    ==============



    HÂLİD B. SAİD (r.anh)

    Halid b. Said peygamberimizin en büyük düşmanlarından biri olan müşriklerden Ebu Uhayha Said b. Âsî’nin oğlu olup annesi Ümmü Halid Lübeyne bint-i Habbab’tır.
    Halid b. Said bir gece rüyasında Allah’ın bildiği kadar geniş bir ateşin kıyısında durduğunu ve kendisini babasının o ateşin içine iterek düşürmek ister gibi davrandığını, ateşe düşmek üzereyken Resulallah’ın hemen belinden tutarak düşmekten kurtardığını gördü. Gördüğü bu rüyadan çok korktu.
    Bir gece sonra yine rüyasında Zemzem kuyusunun bulunduğu yer-den bir ateşin çıkarak ufukları doldurduğunu bu ateşin pek çok kişileri helak ettiğini, ateşin dışından Birinin:
    -Lat ve Uzza yok oldu diye seslendiğini gördü. Üst üste gördüğü bu rüyalar onu çok etkiledi.
    Kendi kendine:
    -Vallahi her halde bu hak ve gerçek rüyalar olmalı dedi.
    Hz. Ebu Bekir çok iyi rüya yorardı. Yola çıktığında Ona rastlayınca hemen yanına koştu ve rüyasını anlattı, yormasını istedi.
    Ebu Bekir:
    -Ey Said’in oğlu! Şu gördüğün rüyaların hakkında hayırlı olmasını dilerim. Şu gördüklerin gerçekten apaçık bir rüyadır. İşte Resulallah Aleyhisselam şuradadır. Sen hiç durma. Hemen ona tabi ol. Eğer ona tabi olur İslamiyet’e girer, onun yanında bulunursan muhakkak ki o seni ateşe düşmekten korur. Gördüğün rüyalara göre baban tam bir ce-hennemliktir. Ona tabi olanlarda yanındadır. Sen babandan uzak dur dedi.
    Resullallah o sıralarda Mekke’nin Ciyad mevkiinde bulunuyordu. Halid b. Said Ebu Bekir’in bu sözleri üzerine hemen yanına koştu ve:
    -Ey Muhammed! Sen nelere davet ediyorsun? Diye sordu.
    Peygamberimiz:
    -Ben insanlara bir olan ve şeriki bulunmayan Allah’a iman ve iba-dete, Muhammed’in Onun kulu ve resulü olduğuna inanmaya; işitmez, görmez; hiç bir zarar veya yarar vermez, kendisine tapınanları da ta-pınmayanları da bilmez bir takım taş parçalarına tapmaktan vazgeçme-yi, şu putlara inkâra davet ediyorum.
    Ey İbn-i Said! Ben seni hâlâ bir taş parçasından başka bir şey olma-yan putlara tapamaya devam ederken görüyorum dedi.
    Bunun üzerine Halid b. Said:
    -Ben şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. Yine ben şaha-det ederim ki Muhammed onun kulu ve resulüdür diyerek iman etti.
    Peygamberimiz onun Müslüman olduğuna çok sevindi.
    Ebu Uhayha Said b. Asi oğlu Halid’in Müslüman olduğunu öğre-nince diğer oğullarını onun arkasından saldı. Tutup getirmelerini istedi.
    Halidi tutup getirdikleri zaman Ebu Uhayha önce itip kakarak ona hakaretler etti. Sonra elindeki değnek kırılıncaya kadar dayak attı.
    Bir yandan da:
    -Sen Muhammed’in kendi kavmine aykırı hareket ettiğini ve onla-rın ilahlarını yerdiğini ve geçmiş atalarını ayıpladığını görüp duruyor-sun da sonrada Ona tabi oluyorsun ha diye bağırıp durdu.
    Her şeye rağmen Halid:
    -Ey Baba! Vallah o doğru söylüyor doğru yapıyor, ben onun için kendisine tabi oldum dedi. Onun bu sözleri Ebu Uhayhayı daha da kız-dırdı.
    Sövüp saydıktan sonra:
    -Ey zelil, yaramaz kişi! Artık istediğin yere git. Vallahi senin bende olan rızkını keseceğim dedi.
    Halid tevekkülle başını yere eğerek:
    -Ey baba sen rızkımı kesersen kes. Sen rızkımı kesersen Allah el-bette bana geçineceğim şeyi ihsan eder dedi.
    Onun bu sözleri Ebu Uhayayı daha da kızdırdı. Etrafını çevirip bek-leşen oğullarına:
    -Şunu dışarı atıp benden uzaklaştırınız diye emretti. Halid Ebu Uhayha’nın oğulları tarafından dışarı çıkarıldı. Halid’i bir yere hapsetti-ler.
    Uhayha diğer oğullarını etrafına toplayarak:
    -Eğer sizlerden biriniz onunla konuşacak, ona en küçük bir yardım-da bulunacak olursa inan olsun ona yaptığımı kendisine yaparım diye tehdit etti.
    Halid Mekke’nin sıcağında hapis olduğu yerde aç ve susuz bırakıl-dı. Dininden dönmesi için çok uğraştılar fakat o dininden dönmedi.
    Nihayet bir gün bir fırsatını bulup hapsedildiği yerden kurtuldu. Doğruca peygamberimizin yanına geldi. Onunla birlikte yedi içti. Allah yolunda yapılan Habeş hicretine katılıncaya kadar babasına görünmedi.
    Halid b. Said Habeş hicreti için hazırlanırken babasının hasta oldu-ğunu ve:
    -Eğer Allah şu hastalığımı benden kaldıracak olursa artık Mekke vadisinde İbn-i Ebi Kebşe’nin (Peygamberimizin) tanrısına ibadet olunmayacaktır demişti.
    Halid b. Said bunu duyunca ellerini açıp:
    -Allah’ım! Onu kaldırma diye dua etti.
    Ebu Uhayha bu hastalığından kurtulamayarak öldü.
    Halid b. Said Allah yolunda yapılan ikinci Habeş hicretine zevcesi ilk Müslümanlardan Talha b. Ubeydullah’ın annesi Ümeyne bint-i Ha-lef ile birlikte katıldı. Hicretin yedinci yılında Medine’ye de hicret ede-rek iki hicreti birleştirdi. Çok güvenilir bir kişi olduğundan peygambe-rimiz onu zekat tahsil memuru olarak görevlendirirdi. Hicretin on dör-düncü yılında Mercüssuffer savaşında şehit oldu.



    Allah ondan ve eşinden razı olsun.



    ==================

    AMR B. SAİD (r.anh)
    Ve
    FATIMA BİNT-İ SAFVAN (r.anha)

    Amr b. Said peygamberimizin baş düşmanlarından olan Ebu Uhayha’nın oğludur. Halid b. Said’in baba bir, anne ayrı kardeşidir. Amr b. Said’in annesi Halid b. Velid’in halası Safiyye bint-i Mugire’dir.
    Amr b. Said kardeşi Halid b. Said’in ardından Müslüman oldu. Kardeşi ile birlikte Allah yolunda yapılan ikinci Habeş hicretine katıl-mış, hicretin yedinci yılında Medine’ye hicret ederek iki hicreti birleş-tirmiştir. Yanında yine ilk Müslümanlardan olan zevcesi Fatıma bint-i Safvan bulunmaktaydı.
    Amr b. Said üzerinde Muhammederrasulallah yazısı kakılıp oyul-muş bulunan bir yüzüğü peygamberimize hediye etti. Peygamberimiz bu yüzüğü mühür yüzüğü olarak kullanır, hükümdarlara gönderdiği mektuplara bu yüzükle mühürlerdi.
    Amr b. Said Fetih, Huneyn ve Tebük seferlerine katıldı. Hicretin on üçüncü yılında yapılan Ecnadeyn savaşında şehit oldu.
    Allah ondan ve eşinden razı olsun.


    ================


    ZÜBEYR B. AVVAM (r.anh)

    Zübeyr b. Avam Hz. Hatice’nin kardeşi Avam b. Hüveylid’in oğlu idi. Bu nedenle Hz. Hatice Zübeyr b. Avvam’ın halası konumundaydı.
    Zübeyr b. Avvam’ın annesi peygamberimizin halası Safiye bint-i Abdülmuttalib’tir. Bu nedenle Zübeyr b. Avvam hem anne, hem baba yönünden peygamberimizin akrabasıydı.
    Babası Avvam oğlu Zübeyr’e:
    -Ey oğulcum! Senin annen benim zevcemdir. Esma bint-i Ebu Be-kir ise senin zevcendir. Halan Hatice ile baldızın Aişe Resulallahın zevceleridir. Annen ise Resulallahın halasıdır. Babamın halası Ümmü Habibe bint-i Esed’tir ki o da Resulallahın annesi Amine bint-i Vehb’in halasıdır. Resulllah ile aramızda iki yönden hısım ve akrabalık bulun-maktadır demişti.
    Zübeyr b. Avvam Hz. Ali’nin akranı olup aynı yılda doğmuşlardı ki peygamberimiz o zaman otuz yaşındaydı.
    Zübeyr b. Avvam deve kasabıydı.
    Hz. Ebu Bekir Müslüman olduktan sonra yolda müstakbel damadı Zübeyr b. Avvam’a rastladı. Ona İslam’ı anlattı, Müslüman olmasını tavsiye ve bu konuda onu teşvik etti. Zübeyr b. Avvam kabul edince birlikte Resulallah’ın yanına geldiler. Peygamberimiz ona İslamiyet’e arz ve teklif etti, Kuran-ı Kerim okudu. İslam şeraitin anlattı. Yüce Al-lah’ın mümin kullarına vaat ettiği izzet ve şerefleri haber verdi. Zübeyr b. Avvam’da hemen iman etti, Müslüman oldu.
    Zübeyr b. Avam amcası tarafından dininden dönmesi için bir iple sıkıca bağlanır, yanına yakılan ateşin dumanı üzerine doğru üfürülerek işkence edilirdi.
    Zübeyr b.Avvam Allah yolunda ilk kılıç sıyıran ve peygamberimi-zin hayır dualarını alan kişi idi.
    Bir gün durup dururken şeytan kalbine:
    -Resulallah yakalanıp öldürüldü diye fısıldadı. Oda hemen kılıcını sıyırıp peygamberimizi aramaya başladı. Onu Mekke’nin yukarı taraf-larında buldu. Peygamberiz onu kılıcını sıyırmış bir halde görünce:
    -Ey Zübeyr neyin var? Şu halin nedir? Diye sordu.
    Zübeyr peygamberimizi sağ salim görünce sevinçle yanına koşup:
    -Ya Resulallah! Seni yakaladılar diye haber aldım. Seni korumak için kılıcımı sıyırıp yanına geldim dedi.
    Peygamberimiz ona ve onun kılına dua etti.
    Bu olay olduğunda Zübeyr b.Avvam henüz on yaşındaydı. Hz. Ali Hz. Hamza ve Zübeyr b. Avvam ashabın en yüreklisi idiler.
    Peygamberimiz onun için:
    -Her peygamberin bir havarisi yardımcısı vardır. Benim havarimde Zübeyr’dir buyurmuştu.
    Peygamberimiz Hz. Ali ile Zübeyr’i çok severdi.
    Zübeyr b. Avam Mekke’den Medine’ye hicret etti. Bütün savaşlara katıldı. Uhud savaşında savaş meydanından ayrılmamış, peygamberi-mizin önünde dövüşerek ölmek üzere biat yapmış olan İslam mücahit-lerindendi.
    Zübeyr b. Avvam peygamberimizin kendilerini cennetle müjdeledi-ği on mutlu sahabiden olduğu gibi kendilerinden razı olarak ayrıldığı altı sahabiden de birisi olup Hz. Ömer suikasttan sonra öleceğini anla-yınca halifelik işini onunla konuşulmasını tavsiye etmişti.
    Zübeyr b. Avam orta boylu olup ne zayıf ne de şişmandı. Gür saçlı seyrek sakallı esmer tenli, sıkı etli, güçlü kuvvetli bir zat-ı muhterem idi. Ağaran saçlarının rengini boyayıp değiştirmezdi.
    Zübeyr b. Avvam hicretin otuz altıncı yılında Cemel vakasında İbn Cürmüz tarafından şehit edilmiştir.

    Allah (c.c) ondan razı olsun.

    ============


    ZİNNUREYN Hz. OSMAN B. AFFAN (r.anh)

    Hz. Osman b. Affan Ümeyye oğullarındandır. Ata soyu peygambe-rimizin ata soyu ile Abd-i Menaf b. Kusayy da birleşir.
    Hz. Osman’ın annesi Ervâ bint-i Küreyz’dir. Ervâ bint-i Küreyz peygamberimizin halalarından Ümmü Hakim Beyza bint-i Abdülmuttalib’in kızıdır. Osman b. Affan peygamberimizin halası Ümmü Hakim Beyza’nın torunudur.
    Osman b. Affan fil vakasından sonra altıncı yılda doğdu. peygam-berimizden altı yaş küçüktür.
    Kendisi ticaretle meşguldü. Kumaş ve elbise alır satardı. Zarar ve ziyan sermayeye ait olmak ve kazancın yarısını almak üzere bazı güve-nilir kişilere sermaye verir, ticaret yaptırırdı. Oldukça varlıklı bir zat-ı Muhterem idi.
    Kayıtlara göre Osman b. Affan’ın Müslüman olmasına üç şey ne-den olmuştur.
    1-Ticaret için gittiği Şamdan dönerken deve üzerinde uyur gibi bir haldeyken bazı uyarıcı sesler duydu. Bu sesler ona:
    -Ey uykucular! Uyanınız, çünkü Ahmet Mekke’de zuhur etmiş bu-lunuyor. Kendisine tabi olmada başkaları sizi geçmesin diyordu
    2-Büyük teyzesi Ervâ bint-i Abdülmuttalib’in yanındayken tevhit kelimesine duyunca derinliklerinde bir ürperti duydu. Bu kelime onu çok etkiledi, kalbini yumuşattı, İslam’a doğru meyillendirdi.
    3- Peygamberimiz gibi Hz. Ebu Bekir onunda yakın dostuydu. Hz. Ebu Bekir Müslüman olunca yakın dostu Osman b. Affan’ında Müslü-man olmasını arzu etti. Ona İslam’ı anlattı Müslüman olmasını öğütledi ve bu konuda teşvik etti.
    Hz. Osman bir gün hasta olduğunu duyduğu büyük teyzesi Ervâ bint-i Abdülmuttalib’i ziyarete gitti. Onun ardından halasını ziyarete gelen peygamberimiz Ervâ bint-i Abdülmut- talib’in odasına girdi. O girince sanki oda bir nurla aydınlandı.
    Peygamberimiz Hz. Osman’a dönerek:
    -Ey Osman! Ne haldesin? Diye sordu.
    Hz. Osman’da peygamberimize:
    -Ey Muhammed! Ben sana şaşıp durmaktayım. Senin içimizde çok üstün bir mevkiin vardır ama hakkında bir takım olumsuz şeyler söyle-niyor dedi.
    Bunun üzerine Resulallah ona doğru yaklaştı. Bir elini onun omzu-na koyarak:
    -Lâ İlâhe İllallah = Allahtan başka ilâh yoktur deyince tüyleri diken, diken oldu. Bu tümcenin taşıdığı büyük ve derin manayı içinde duydu, fakat bir şey söylemedi. Peygamberimiz yanından ayrılınca yakın dostu Ebu Bekir’in söylediklerini anımsadı. Ebu Bekir’de Resulallah aleyhisselam gibi gizliden gizliye İslam’ı yaymak için didinmekte, ya-kın dostlarını İslam’a girmeleri için davet edip durmaktaydı. Bunların arasında da Osman b. Affan da vardı. Hz. Osman Müslüman olmak için peygamberimizin ardından seğirtti, yolda Talha b. Ubeydulah’a rastla-dı. Talha b. Ubeydullah’ta Müslüman olmak için peygamberimizin ya-nına gitmekteydi. Beraberce Resulallahın huzuruna girdiler. Peygambe-rimiz onlara İslamiyet’e arz ve teklif etti. Kendilerine Kuran-ı Kerim okudu. İslam hukukuna dair bilgiler verdi. Eğer Müslüman olurlarsa şanı yüce Allah’ın onlar için vaat ettiği izzet ve şerefleri haber verince ikisi de iman ettiler ve öğrendiklerini ikrar ederek sabahladılar.
    Hz. Osman İslamiyet’ten önce cahiliye devrinde Araplar arasında okuma yazma bilenler pek az bulunduğu sırada okur yazar Mekkeliler arasında idi.
    İçki, kumar gibi hiç bir kötü huyu yoktu. Son derece utangaçtı. Uslu yumuşak huylu bol ihsanlı cömert bir kişiydi.
    Peygamberimiz ortanca kızı Rukayye’yi onunla evlendirdi. Rukayye vefat edince diğer kızı Ümmü Külsüm’le evlendirdi. Böylece H.Osman Resulallah Aleyhisselama iki kere damat oldu. Böylece ona Zinnureyn=İki nur sahibi lakabı verilmiştir.
    Hz. Ümmü Külsüm’de vefat edince peygamberimiz:
    -Üçüncü bir kızım daha olsaydı onu da Osman’la evlendirdim bu-yurmuştur.
    -Hz. Osman Allah için yapılan birinci ve ikinci Habeş hicretine yanında zevcesi Rukayye bint-i Resulallah olduğu halde katıldı. Ardın-dan Medine’ye hicret edip iki hicreti üzerinde birleştirdi.
    Servetini Allah yolunda harcamaktan geri durmadı. Müslümanlar bol, bol su içsin diye kuyular satın aldı, kuyular kazdırdı.
    Peygamberimiz Mescid-i Nebevi’nin genişletilmesini arzu edince alınmasını tavsiye buyurdu arsayı yirmi beş bin dirheme satın alıp ba-ğışladı. Mescid-i Nebevinin genişletilmesini sağladı. Bu nedenle pey-gamberimiz mescide girdikçe üç kere:
    -Allah’ım! Ben Osman’dan razı oldum. Sende razı ol diye dua ederdi.
    Hz. Osman malzeme yönünden çok güç durumda olan Tebük’e se-fere hazırlanan İslam ordusunun yarısını yalnız başına donattı. Takım-ları, diz bağları yular ve diğer gereçleriyle beraber dokuz yüz elli deve, yüz at bağışladı. Bunun dışında nakit olarak yirmi sekiz bin dirhem bağışta bulundu. Bütün bunların dışında sefer katılan askerlerden bazı-larının erzaklarını sağladı. Su içtikleri kapların ağız bağlarına, askı iple-rine varıncaya kadar sağlamadık bir ihtiyaçlarını bırakmadı.
    Hz. Osman yıl orucu tutar, her Cuma namaza gitmeden önce bir köle azat ederdi.
    Hz. Osman peygamberimizin sağlıklarında cennetle müjdelenen on sahabiden biri olduğu gibi kendilerinden razı olarak ayrıldığı altı sahabiden de biridir. Hz. Ömer uğradığı suikast sonucu öleceğini anla-yınca kendisinden sonra halifelik işini onunla konuşulmasını tavsiye etmiştir.
    Hz. Osman hicretin yirmi dördüncü yılında Hz. Ömer’den sonra halife oldu. Hicretin otuz beşinci ya da otuz altıncı yılında oruçlu oldu-ğu ve Kuran-ı Kerim okuduğu bir sırada isyancılar tarafından şehit edildi.
    Hz. Osman gördüğü rüyayı şehit edildiği günün sabahında arkadaş-larına anlatmış, şöyle demişti.
    -Ben bu gece rüyamda Resulallah aleyhiselamı rüyamda gördüm. Bana ey Osman orucunu yanımızda aç buyurdu. Ben bu gün şehit ola-cağımı umuyorum.
    H.Osman yalnız sağlığında değil Resulallah aleyhisselamın vefatın-dan sonrada varını yoğunu İslam için harcamaya devam etmiştir. Hz. Ebu Bekir zamanında halk müthiş bir kıtlığa uğramıştı. Hz. Osman Şam’dan bin deve yükü yiyecek getirtti. Yiyeceklerin geldiğini gören Medine tüccarları hemen kapısına dayandılar. Ona:
    -Ey Osman! Sana bin deve yükü yiyecek geldiğini haber aldık. On-ları bize sata Medine muhtaçlarını bolluğa kavuşturalım dediler.
    Hz. Osman onlara:
    -İçeriye geliniz diyerek evine davet etti.
    Girdiler.
    Hz. Osman onlara:
    -Ey kişiler! Şamdan satın aldıklarıma karşılık siz bana kaçta kaç kazanç vereceksiniz? Diye sordu.
    Tüccarlarda:
    -Ey Osman! Biz sana ona karşı on iki kazanç verelim dediler.
    Hz. Osman biraz düşündükten sonra:
    -Bana vereceğiniz karşılığı biraz daha artırınız dedi.
    Tüccarlarda:
    -O halde ona karşı on dört verelim. Bu senin için iyi br kazançtır dediler.
    Hz. Osman yine malını satmaya yanaşmadı. Onlara:
    -Bu kazanç azdır. Siz bana kazancımı biraz daha artırınız dedi.
    Tüccarlarda:
    -O halde ona karşı on beş verelim dedilerse de Hz. Osman bu ka-zancı da az gördü. Yine onlara:
    -Siz kazancımı biraz daha artırınız deyince tüccarlar:
    -Ey Osman! Biraz insaflı ol. Şu verdiğimiz kazançtan daha fazla kazanç verecek kim var? Diye sordular.
    Osman onlara:
    -İçinizde her dirheme on dirhem kâr verecek güçte olanınız var mı? Diye sordu.
    Onlarda:
    -Hayır! Sana bu kazancı verecek güçte olanımız yoktur dediler.
    Bunun üzerine Hz. Osman:
    -Ey tüccarlar topluluğu! Ben sizleri şahit tutarım ki şu Şam’dan getirttiğim bin deve yükü ekmek ve yiyecek Medine muhtaçlarına sa-dakadır. Çünkü Rabbim:
    “-Kim Allah’a bir iyilikle, güzellikle gelirse işte ona on katı var” buyuruyor. (En’am -160)
    Sizler bana en az bire on veremeyeceğinize göre ben mallarımı Da-ha Çok Kâr Verecek Olan’a yani Allaha satacağım. Onun hesabına Medine muhtaçlarına dağıtacağım buyurdu.
    Hz. Osman Resulallahın zevcesi Hz. Hafsa’da bulunan Mushafı mütehassıs bir heyete dört nüsha çoğalttırdı, birini Kûfe’ye, birini Bas-ra’ya, birini Şam’a gönderdi. Son dördüncü nüshayı da yanında alıkoy-du.
    Bazı kaynaklarda çoğaltılan nüshaların yedi olduğu Yemen ve Bah-reyn’e de birer nüsha gönderildiği kaydı vardır.
    Hz. Osman orta boylu, esmer tenliydi. İki omuz arası geniş, omuz kemikleri yüksekti. Derisi ince, yüzü güzeldi. Büyük ve uzun sakalları, gür saçları iyice aklaşmıştı. Başının en tepesi saçsızdı. Saçları iki yan-dan sarkar, kulak yumuşaklarını aşar, iki yana dökülürdü. Yanaklarının bir kısmında çiçek hastalığından kalma izler vardı. Burnu ince, ucu büyük ve yüksekti. Dişlerini altınla kaplatıp sağlamlaştırmıştı. Genelde aşı boyası ile boyanmış iki parça elbise giyerdi. Kendisinin Yemen işi yüz dirhem değerinde elbise giydiği de görülmüştür.
    Kendisi Kuran hafızıydı.

    Allah (c.c) ondan razı olsun.


    ================

  5. #5
    Member
    Kayıt Tarihi
    26-08-10
    Mesajlar
    38

    Standart Cevap: Müslüman Oluş Sıralarına göre İLK MÜSLÜMANLAR

    TALHA B. UBEYDULLAH (r.anh)

    Talha b. Ubeydullah Teym oğullarındandır. Peygamberimizin ata soyu ile Mürre b. Kâ’b’ta birleşir.
    Talha b. Ubeydullah annesi Hazrecîlerden Sâ’be b. Abdullah’tır.
    Talha b. Ubeydullah Hz. Ali’nin ve Zübeyr b. Avvam’ın doğduğu sene doğmuştur. Onlarla akrandı.
    Talha b. Ubeydullah Hz. Ebu Bekir gibi kumaş ve elbise satıcısı idi.
    Talha b.Ubeydullah bir yakınının yanında ticaret için Şam’a gitmek iç.in yola çıkmıştı. Busrâ’ya geldiklerinde bir rahibin manastırından çıkıp:
    -İçinizde Harem halkından olan var mı? Diye sorduğunu işitti.
    Hemen rahibin yanına varıp:
    -Ey rahip! Ben sorduğun yerden, Harem halkındanım dedi.
    Rahipte ona:
    -Ey çocuk! Söyle bana? Ahmet zuhur etti mi? Bu konuda sende bilgi var mı? Diye sordu.
    Talha b. Ubeydullah rahibe:
    -Ey rahip! Sorduğun kişi, Ahmet kimdir? Dedi.
    Rahip:
    -O Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah’ın oğlu Ahmet’tir. O Mekke şehri içinde zuhur edecektir. Kendisi peygamberlerin sonuncusudur. Bir zaman sonra Haremden ayrılıp çıkacak, hurmalık taşlık ve çorak bir yere hicret edecektir.
    Ey çocuk! Ben sana ona doğru koşmanı tavsiye ederim dedi.
    Talha b. Ubeydullah rahibin bu sözlerinden son derece etkilendi. Busrâ’da daha fazla oyalanmadan Mekke’ye geri döndü. Mekke’ye gelince hemen:
    -Ey Harem halkı! Biz burada yok iken olup bitenlerden yeni olan bir şey var mıdır? Diye sordu.
    Sordukları da:
    -Evet vardır. Abdullah oğlu Muhammed’ül Emin peygamberliğe özendi. Ebu Kuhafe’nin oğlu da ona tabi oldu dediler.
    Talha b. Ubeydullah orada daha fazla durmayarak hemen Ebu Be-kir’in yanına koştu. Ona:
    -Ey Ebu Bekir! Sen Abdullah’ın oğlu Muhammed’e tabi mi oldun? Diye sordu.
    Ebu Bekir’de:
    -Ey Talha! Ben ona tabi olmuşumdur. Sende hiç durma huzuruna gir ve kendisine tabi ol. Çünkü O insanları hak ve gerçeğe davet ediyor dedi.
    Talha Ebu Bekir’e Busrâ’da rahibin söylediklerini haber verdi. He-men birlikte peygamberimizin huzuruna vardılar. Talha peygamberimi-ze Busra’daki rahibin sözlerini anlattı. Peygamberimiz bu sözlere çok sevindi. Talha’ya İslam’ı arz ve teklif etti. Kuran-ı Kerim okudu. İslam hukukunu anlattı. Yüce Allah’ın Müslümanlara vaat ettiği izzet ve şe-refleri haber verince Talha b. Ubeydullah hemen iman etti ve öğrendik-lerini ikrâr ederek sabahladı.
    İslamiyet’ten önce cahiliye döneminde Araplar arasında okuma yazma bilenler pek az bulunduğu sırada Talha b. Ubeydullah okuryazar Mekkeliler arasında idi.
    Talha b. Ubeydullah Aşere-i Mübeşşereden olduğu gibi peygambe-rimizin kendilerinden razı olarak ayrıldığı altı sahabiden biridir. Hz. Ömer suikastten sonra öleceğini anlayınca kendisinden sonra halifelik işini onunla konuşulmasını tavsiye etmiştir. Bunun için Talha b. Ubeydullah hakkında:
    -O; kendileri sağlıklarında cennetle müjdelenen on kişiden biri, İslamiyet’e koşan ilk sekiz kişiden biri, Ebu Bekir eli ile Müslüman olan beş kişiden biri, şura ashabı olan altı kişiden biridir denilmiştir.
    Uhud savaşında müşriklerin usta okçularından Malik b. Züheyr pey-gamberimize nişanlayıp bir ok atmıştı. Talha b. Ubeydullah atılan okun peygamberimize değeceğini anlayınca elini siper etti. Ok onun parmak-larına değip elini çolak etti. Yine Uhud savaşında bir darbe ile yarala-nan peygamberimizi sırtında taşıyıp Uhud kayalığına o çıkardı. Pey-gamberimiz onun hakkında:
    -Talha cennet komşuluğunu hak etti. Uhud günü yeryüzünde sa-ğımda Cebrail’den, solumda da Talha’dan başka bana yakın bir kimse bulunmadığını gördüm buyurmuştur.
    Talha b. Ubeydullah bütün savaşlarda peygamberimizin yanında bulundu. Hicretin otuz altıncı yılında vuku bulan Cemel vakasında şehit oldu.
    Kendisi Kuran hafızıydı.
    Talha b. Ubeydullah kısaya yakın orta boylu, enli omuzlu, geniş göğüslü esmer ve çok saçlı idi. Saçı ne düz, nede kıvırcıktı. Ağaran saçlarını boyayıp değiştirmezdi. Güzel yüzlü idi. Burnunun ucu ince, ayakları büyük idi. Ayaklarının tabanı düzdü. Yürürken hızlı, hızlı yü-rür, bir yere döneceği zaman bütün vücuduyla dönerdi.

    Allah (c.c) ondan razı olsun.


    ===============


    SA’D B. EBİ VAKKAS (r.anh)


    Sa’d b. Ebi Vakkas Zühre oğullarındandı. Bilindiği gibi peygambe-rimizin annesi Amine bint-i Vahb Zühre oğullarındandı. Bu nedenle Sa’d b. Ebi Vakkas peygamberize dayı düşmekte idi. Sa’d b. Ebi Vakkas’ın ata soyu ile peygamberimizin ata soyu Kilab b. Mürre’de birleşmektedir.
    Sa’d b. Ebi Vakkas’ın annesi Ümeyye oğullarından Hamne bint-i Süfyan’dır.
    Sa’d b. Ebi Vakkas Hz. Ali, Zübeyr b. Avam ve Talha b. Ubeydullah ile aynı senede doğmuştur.
    Sa’d b. Ebi Vakkas ok yapıcısı idi. Peygamberimizin ok atıcı asha-bındandı.
    Sa’d b. Ebi Vakkas bir gece rüyasında karanlıklar içinde hiç bir şeyi görmez, orada burada bocalayıp durur bir halde iken yolunu aydınlatan bir Ay’ın ışığını takip etti. Bazı kişilerin bu Ay’a doğru yürür, ona ulaşmak ister gibi olduklarını fark etti. Daha dikkatli bakınca bunların Zeyd b. Harise Hz. Ali ve Hz. Ebu Bekir olduklarını gördü.
    Onlara:
    -Oraya ne zaman varıp yetişeceksiniz? Diye sordu.
    Onlarda:
    -O bizim yolumuz üzeredir dediler. Sa’d uyanınca doğruca Hıcr makamına gitti. Hıcr makamında Kureyş uluları oturur sohbet ederler-di. Sa’d onlardan peygamberimizin İslamiyet’i gizlice davete başladığı haberini alınca hemen yanlarından ayrılıp peygamberimizi aramaya başladı. Onu Mekke’nin Ecyad dağında ikindi vakti namaz kılarken buldu. Yanına yaklaşıp:
    -Ey Muhammed! Sen nelere davet ediyorsun? Diye sordu.
    Peygamberimiz ona İslamiyet’i arz ve teklif etti. Kuran-ı Kerim okuyup İslam şeraitini anlattı. Yüce Allah’ın müminlere vaat ettiği iz-zet ve şerefleri haber verdi.
    Sonunda:
    -Ey Sa’d! Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve resulü olduğuna şahadet et buyurdu.
    Sa’d b. Ebi Vakkas hiç tereddüt etmeden:
    -Ben şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şahadet ederim ki Sen Allah’ın resulüsün diyerek iman edip Müslümanlardan oldu.
    Sa’d b. Eb Vakkas peygamberimizin kendilerini sağlıklarında cen-netle müjdelediği on sahabiden birisi olduğu gibi kendilerinden razı olarak ayrıldığı altı sahabiden de birisi olup Hz Ömer suikasttan sonra öleceğini anlayınca halifelik işini onunla konuşulmasını tavsiye etmiş-tir. O Şura ashabının beşincisidir.
    Sa’d b. Ebi Vakkas arkadaşlarıyla birlikte namaz kılarlarken üzerle-rine baskın yapan müşriklerden birisinin başını bir deve çene kemiğiyle vurup yarmıştır. O Allah yolunda ilk kan döken ve yine Allah yolunda ilk ok atandır.
    Uhud savaşında bin ok atmıştı. Peygamberimiz o ok atarken:
    -At ey Sa’d! Babam anam sana feda olsun.
    Allah’ım! Sa’d’ın dualarını kabul et.
    Allah’ım! Sa’d’ın atışını, okunu doğrult.
    Allahım! Sana dua ettiği zaman Sa’d’ın dualarını kabul et diyerek dua etmiştir.
    Sa’d b. Ebi Vakkas peygamberimizin gözü özü pek ashabından ve yiğit süvarilerindendi. Piyadeler içinde bulunduğu zaman bile atlı gibi savaşırdı. Servetinin tümünü yoksullara dağıtmak isteyecek kadar cö-mert bir insandı. Fakat bu peygamberimiz tarafından buna izin veril-memiş ancak servetinin üçte birini dağıtmasına müsaade edilmiştir.
    Sa’d kardeşi Umeyr b. Ebi Vakkas ile Mekke’den Medine’ye hicret etti. Bütün savaşlara katıldı. Hicretin elli beşinci yılında vefat etti.
    Sa’d b. EBİ Vakkas kısa boylu, kalın ve güçlü gövdeli, büyük baş-lıydı. Esmer tenli olup parmakları kalın, saçları kıvırcık, yassı burun-luydu. Giyilmesi helal olan Hazz cinsi kumaştan elbise giyerdi.
    Ömrünün sonlarına doğru gözleri görmez olmuştur.
    Kendisi Kuran hafızıydı.

    Allah (c.c) ondan razı olsun.


    ============


    ABDURRAHMAN B. AVF (r.anh)


    Abdurrahman b. Avf Zühre oğullarındadır. Annesi Şifâ bint-i Avf’ta Zühre oğullarındandır. Hem baba hem de anne tarafından soyu pey-gamberimizin ata soyuyla Kilab b. Mürre’de birleşir.
    Abdurrahman b. Avf’ın cahiliyye döneminde ismi Abd-i Amr veya Abdülkâbe iken Müslüman olunca adını Abdurrah- man’a çevirmiştir.
    Abdurrahman b. Avf fil vakasından on yıl sonra doğmuştur. Dolay-sıyla peygamberimizden on yaş daha küçüktü.
    Abdurrahman b. Avf peygamber aleyhisselamın peygamber gönde-rilmeden bir sene evvel yirmi dokuz yaşında iken Yemen’e ticaret için sefer etmiş, Askelân b. Avakir’ülhimyerî’ye konuk olmuştu. Askelân çok yaşlı gün görüp geçirmiş bir pir-i fâni idi. Abdurrahman yanına vardıkça Mekke’den haber sorar:
    -Ey Abdülkâbe! İçinizde kendisi hakkında haber ve zikir bulunan Zat zuhur etti mi? Şu içinde bulunduğunuz dininiz hakkında size karşı olan bir kimse var mı? Der;
    Abdurrahman b. Avf’ta henüz böyle bir haber olmadığından:
    -Hayır yoktur diye cevap verirdi.
    Peygamberimize peygamberlik verildiği yıl içinde Abdurrhman b.Avf yine Yemen’e gitmiş onun yanına konuk olmuştu.
    Askelân b. Avakir’ülhimyerî yine aynı soruyu sorunca:
    -Evet vardır. Muhammed b. Abdullah kendisine peygamberlik gel-diğini iddia ile putlarımızı ret ve inkâr etmektedir dedi.
    Bu sözleri duyunca Askelân’ın gözleri parladı, yüzü güldü. Abdurrahman’a:
    -Ey Abdülkâbe! Ben sana senin için ticaretten daha hayırlı olan bir müjde ile müjdeleyeyim mi? Diye sordu.
    Abdurrahman’da:
    -Müjdele dedi.
    Bunun üzerine Askelân:
    -Ey Abdülkâbe! Hiç şüphesiz ki Allah senin kavminden kendisin-den razı olup seçtiği bir peygamberi ilk ayda gönderdi ve ona kitap verdi. O peygamber ki halkı putlara tapmaktan men ve İslamiyet’e da-vet edecek, hakkı buyuracak ve işleyecek, bâtıl olan her şeyi de men ve iptal edecektir.
    O Haşim oğullarındandır.
    Ey Zühre oğulları! Sizde ona dayı düşmektesiniz. Sen elini çabuk tutup dönüşünü çabuklaştır. Gidip ona yardımcı ol. Kendisine tasdik et ve şu söyleyeceğim beyitleri de kendisine götür dedi.
    Abdurrahman B. Avf Askelân’ın söylediği beyitleri ezberleyip Mekke’ye döndü. Olup bitenleri öğrenmek üzere Ebu Bekir ile buluştu. Ona Askelân’ın söylediklerini haber verdi.
    Bunun üzerine Ebu Bekir:
    -Muhakkak ki onun zikrettiği kişi Muhammed b. Abdullah’tır.
    Allah onu Resulullah olarak göndermiştir. Sen durma hemen ona git dedi. Abdurrahman’ı peygamberimize gönderdi. Peygamberimiz o sırada Hatice’nin evindeydi. Abdurrahman Onu orada buldu.
    Peygamberimiz onu görünce gülümseyerek:
    -Ey Ebu Muhammed! Arkanda ne haber var? Bizim için ne getir-din? Diye sordu.
    Abdurrahman şaşırarak:
    -Ey Muhammed! Şu söylediklerin ne demektir? Dedi.
    Bunun üzerine peygamberimiz:
    -Ey Ebu Muhammed! Bana tevdi etmek üzere alıp getirdiğin, o göndericinin benim için seninle gönderdiğini getir ver. O sende benim için duran bir emanettir. Şüphesiz ki onu gönderen kişi Hımyer oğulları müminlerinin üstünlerindendir buyurdu.
    Abdurrahman hayretler içinde kalarak:
    -Ey Muhammed muhakkak ki sen Allah Resulüsün. Ben şahadet ederim Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed’te Onun kulu ve Resu-lüdür diyerek iman etti. Daha sonra da Askelân’ın gönderdiği sekiz beyitlik şiiri okudu. Resulallah şiiri dinledikten sonra:
    -Ey Ebu Muhammed! Zaman, zaman öyle müminler bulunacak ki onlar beni görmeden inanıp, tasdik edecek; şahadet getireceklerdir. İşte onlar benim gerçek kardeşlerimdir buyurdu.
    Peygamberimiz Abdurrahman B. Avf ile konuşup ona imana davet ederken yanlarına Osman b. Maz’un, Ubeyde b. Haris, Ebu Seleme b. Abdülesed ve Ebu Ubeyde b. Cerrah geldiler.
    Peygamberimiz onlara İslamiyet’i arz ve teklif edip şeriatını bildir-di. Kuran-ı Kerim okudu. Hepsi de iman edip salih Müslümanlardan oldular.
    Abdurrahman b. Avf ticaretle uğraşırdı ve kısa zamanda zengin olmuştu.
    Abdurrahman b. Avf peygamberimizin sağlıklarında cennetle müj-delediği on mutlu sahabiden biri olduğu gibi peygamberimizin kendile-rinden razı olarak ayrıldığı altı sahabiden altıncısıdır.
    Hz. Ömer uğradığı suikast sonucu öleceğini anlayınca halifelik işini onunla koşulmasını tavsiye etmiş, o da şura ashabından olmuştur.
    Abdurrahman b. Avf Tebük seferine çıkılacağı zaman servetinin yarısını orduya bağışlamıştı. Daha sonra bunun yetmediğini görünce önce kırk bin altın daha, sonra da kırk bin altın daha harcadı. Ayrıca orduya beş yüz at, beş yüz deve de verdi.
    Bir gece Mısır’dan dönen yüz develik ticaret kervanının tümünü Medineli yetimleri bağışladı.
    Midine’de hüküm süren kıtlık sırasında Şam’dan gelen buğday, un ve türlü yiyecek yüklü yedi yüz develik kervanını çullarıyla, develeriy-le, yükleriyle birlikte sadece Allah rızasını umarak fakirlere bağışlayı-vermişti.
    Medine halkı Abdurrahman b.Avf’ın ev halkı gibi idi. Servetinin üçte birini onlara ödünç verir, üçte biri ile onların borçlarını öder, kalan üçte birini de içlerinde ihsan edilecek olanlara ihsan ederdi.
    Hastalandığında servetinin üçte birini fakirlere dağıtmış sonra da:
    -Ey Resulallahın ashabı! Bedir savaşına katılmış olanlardan her kişiye dört yüzer altın dinar verilecektir diye seslendirmiş Hz. Os-man’da bazı kişilerle birlikte vaat edilen altınları almak niyetiyle Abdurrahman b Avf’ın evine gitmek üzere ayağa kalkmıştı.
    Onun ayağa kalktığını gören ashaptan bazı kişiler:
    -Ey Osman! Sen zengin bir kişi değil misin? Diye sorulunca Hz. Osman:
    -Şu dağıtılan altınlar Abdurrahman b.Avf’ın ihsanıdır, sadakası değildir demişti.
    Abdurrahman b. Avf o gün Bedir savaşında bulunan yüz kişiye dört yüzer altın dağıttı.
    Abdurrahman b. Avf Kâbe’yi tavaf ederken:ࠍ -Allah’ım! Nef-simin cimriliğinden beni koru diye dua ederdi.
    Hastalandığında vefat edeceğini zannederek uzun, uzun ağlamış, sebebini soranlara da:
    -Ben bana verilenlerin ağırlığı altında ezilmekteyim. Mus’ab b. Umeyr benden daha hayırlı idi. Şehit edildiğinde içine sarılacak bir kefen bulunamamıştı. Ben ahiret nasibi dünyada verilmiş insanlardan olmaktan, servet çokluğunun beni tutup arkadaşlarımdan ayırmasından korkuyorum demiştir.
    Bir gün peygamberimizin zevcelerinden ve Müminlerin annelerin-den Hz. Ümmü Selemen’in yanına giderek:
    -Ey Anne! Servetimin çokluğu beni korkutuyor dediği zaman Hz. Ümmü Seleme:
    -Oğulcuğum! Sende servetini fakirlere dağıt gitsin tavsiyesinde bulunmuştu.
    Abdurrahman b. Avf bir gece karanlık basınca oturup bütün serve-tini tek tek bir deftere geçirmiş, onları muhacir ve ensar için ayırmış hatta üzerindeki gömleğin, başındaki sarığın bile kimlere verileceğini tayin ve tespit etmiş, servetinden fakirlere dağıtılmak üzere yazmadığı, kaydetmediği tek bir şey bırakmamıştı.
    Sabah olup peygamberimizin arkasında namaza durduğu zaman Cebrail (a.s) peygamberimizin yanına gelerek:
    -Ya Muhammed! Yüce Allah Sana buyuruyor ki; Abdurrahman’a benden selam söyle. Bu gece yazdığı sadaka defterini kabul edip kendi-sine geri çevirdim. Ona; Allah sadakanı kabul etti ve kendisi bu hususta hem Allah, hem de Resulünün vekilidir. Serveti hakkında istediğini yapsın! Evvelce yapa geldiği gibi tasarrufta bulunsun. Artık kendisin-den hesap sorulmayacak de ve cennetle müjdele buyuruyor dedi.
    Abdurrahman b. Avf’ın bir günde otuz köle azat ettiği olurdu.
    Kendisi bunca zenginliğine rağmen çok alçak gönüllü bir kişi idi. Öyle ki; köleleri arasında bulunduğu zaman kendisi kölelerinden bilinip ayırt edilemezdi.
    Vefat edeceği zaman orduya elli bin dinar altın ile bin at bağışladı.
    Abdurrahman b. Avf peygamberimizin yanında bütün savaşlara katıldı. Hicretin otuz ikinci yılında vefat etti.
    Kendisi uzun boylu, kambur bir kişi idi. Yüzü güzel, derisi ince, kırmızıya çalar beyaz tenli, iri gözlü, uzun kirpikli idi. Burnu bir parça uzundu. Uzun boyunlu, büyük avuçlu, kalın parmaklıydı. Siyah sarık sarar, kulak yumuşaklarını aşan saçları sarığından iki yana dökülürdü.
    Saçının ve sakalının aklığını boyayıp değiştirmezdi.

    Allah (c.c) ondan razı olsun.


    ===========

    EBU UBEYDE ÂMİR B. ABDULLAH (r.anh)

    Ebu Ubeyde Âmir b. Abdullah, Ebu Ubeyde b. Cerrah olarak tanı-nır. Kureyş kabilesinin Hilâl oğullarındandır. Annesi Ümeyme bint-i Ganm b. Cabir’dir. Ebu Ubeyde b. Cerrah’ın ata soyu peygamberimizin ata soyu ile Fihr B. Malik’te birleşir.
    Ebu Ubeyde b. Cerrah Abdurrahman b. Avf’ın Müslüman olduğu gün yanındaki arkadaşlarıyla birlikte Müslüman oldu.
    Ebu Ubeyde b. Cerrah okur yazardı. O sağlıklarında cennetle müj-delenen on mutlu ashaptan birisidir.
    Peygamberimiz onun hakkında:
    -Muhakkak ki her ümmetin bir emini vardır. Bu ümmetin emini de hiç şüphesiz Ebu Ubeyde b. Cerrah’tır buyurmuştur.
    Ebu Ubeyde b. Cerrah Allah yolunda yapılan ikinci Habeş hicretine katıldı. Sonra Medine’ye hicret ederek iki hicreti birleştirdi. Peygambe-rimizin yanında bütün savaşlara katıldı.
    Uhud savaşında miğfer demiri peygamberimizin yanağına batmıştı. Ebu Ubeyde batan demiri dişleriyle tutup çıkardı. Bunu yaparken iki dişi düştü. Bu diş eksikliği ona inanılmaz bir güzellik ve mehabet katar, görenleri kendisine hayran bırakırdı.
    Peygamberimizin vefatı üzerine ensardan bazı kişiler halife olacak kişiyi seçmek üzere Benî Saidelerin hurma kurutma yerinde toplanmış-lardı. Bunu haber alan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Ebu Ubeyde b.Cerrah hemen oraya koşmuşlardı. Ebu Bekir, Hz. Ömer ile Ebu Ubeyde b. Cerrah’ın ellerinden tutarak:
    -Ey Ensar! Şu iki kişiden hangisini isterseniz ona biat ediniz. Ben buna razıyım dedikten sonra Ebu Ubeyde b. Cerraha dönerek:
    -Ey Ebu Ubeyde! İstersen hemen sana biat edeyim. Çünkü senin için Resulallahın o bu ümmetin eminidir buyurduğunu işittim dedi.
    Fakat sonra Hz. Ebu Bekir’in halife olmasına karar verildi.
    Ebu Ubeyde b. Cerrah Hz. Ömer’in halife olduğu dönemde Şam valisi oldu. Hz. Ömer ziyaret için Şam’a geldi. Kendisini Şam uluları ve ordu komutanları karşıladılar fakat aralarında Ebu Ubeyde yoktu. Hz. Ömer karşılamaya çıkanlara:
    -Kardeşim nerededir? Diye sordu.
    Fakat oradakiler onun kimi kastettiğini anlayamadılar. Bu nedenle:
    -Ey Halife! Kardeşiniz kimdir? Diye sordular.
    Hz. Ömer:
    -Benim kardeşim Ebu Ubeyde b. Cerrah’tır. Onu aranızda göremi-yorum dedi.
    Bunun üzerine oradakiler:
    -O nerdeyse gelmek üzeredir dediler.
    Nitekim Ebu Ubeyd devesini binmiş, ipten yularını eline almış ol-duğu halde gelip devesinden inerek selam verdi. Hz. Ömer’le musafaha yaptı. Hz. Ömer Ebu Ubeyde’nin elini öptü. Ardından kucaklaştılar.
    Ebu Ubeyde etraflarına toplanmış halka:
    -Artık yanımızdan dağılınız dedi ve Hz. Ömer’i evine götürdü. Evinde bir kılıç, bir kalkan, bir devenin keçe çulu, bir küçük çanak ve eski bir su kırbasından başka eşya yoktu.
    Hz. Ömer şaşkınlıkla:
    -Ey Ebu Ubeyde! Senin eşyaların nerede? Ben senin evinde bir ke-çe, bir küçük çanak ve eski bir su kırbasından başka bir şey göremiyo-rum dedi.
    Onun bu sorusuna Ebu Ubeyde:
    -Bunlar benim için yeterlidir dedi.
    Hz. Ömer bu kez:
    -Sen şu ülkenin emiri ve valisisin. Yanında bize ikram edeceğin yiyecek var mı? Diye sordu.
    Ebu Ubeyde kalkıp bir tablanın içinde ekmek kırıntıları ve üzerinde bir parça et bulunan bir kemik çıkarınca Hz. Ömer ağlamaya başladı.
    Bunun üzerine Ebu Ubeyde:
    -Ey Müminlerin emiri! Ben sana bir zamanlar muhakkak ki benim üzerime gözlerini sıkıp yaş akıtacaksın. Bana kuşluk vakti dinlenecek kadar azıcık şey yeterdir demiştim ya. Bu kadar şeyde bizim kuşluk dinlenmemize yeterdir dedi.
    Hz. Ömer gözleri yaşlı:
    -Ey Ebu Ubeyde! Şu yalancı dünya senden başka hepimizi aldattı dedi.
    Ebu Ubeyde b. Cerrah Hz. Ömer’in halifeliği döneminde hicretin onuncu yılında çıkan Şam-Ürdün Ameves veba salgınında vefat etti.
    Hz. Ömer uğradığı suikastten sonra öleceğini anlayınca:
    -Eğer Ebu Ubeyde sağ olsaydı kendisine yerimi bırakmak isterdim dediği rivayet edilir.
    Ebu Ubeyde son derece alçak gönüllü idi. Bu konuda:
    -İnsanlardan beyaz yada kara, hür veya köle herkesi takva yönün-den benden üstün bilirim derdi.
    Ebu Ubeyde b. Cerrah uzun boylu, zayıf bedenli, arık yüzlü, seyrek sakallı, kambur bir kişi idi.

    Allah (c.c) ondan razı olsun.


    ================

    EBU SELEME ABDULLAH B. ABDÜLESED (r.anh)


    Ebu Seleme Abdullah b. Abdülesed Mahzum oğullarındandır. An-nesi peygamberimizin halası Berre bint-i Abdülmuttalib’tir. Peygambe-rimizin amcası Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe hatun peygamberimizle beraber Ebu Seleme’yi de emzirmiştir. Bu nedenle Ebu Seleme pey-gamberimizin sütkardeşi idi.
    Ebu Seleme; Ebu Ubeyde b. Cerrah, Osman b. Maz’un, Ubeyde b. Haris ve Abdurrahman b. Avf ile birlikte peygamberimizin yanına git-mişlerdi.
    Peygamberimiz onlara İslamiyet’i arz ve teklif etti. Kuran okudu. İslam şeraitini bildirdi. Hepsi de ayni saatte Müslüman oldular.
    Ebu Seleme Mekkeliler içinde okuryazar olanlardandı.
    Allah yolunda yapılan birinci ve ikinci Habeş hicretine zevcesi Hz. Ümmnü Seleme Hind bint-i Ebî Ümeyye ile katıldı. Sonra Medine’ye de hicret ederek iki hicreti birleştirdi.
    Peygamberimiz Uşeyre gazasına çıkarken onu Medine’de yerine vekil bıraktı.
    Ebu Seleme Bedir ve Uhud gazalarına katıldı. Uhud gazasında ya-ralandı. Hicretin dördüncü yılında şehit oldu. Peygamberimiz onun hakkında:
    “-Allah’ım! Ebu Seleme’yi yarlıga! Onun derecesini hidayete eren-lerin içinde yükselt! Arkasında kalanlar içinde Ona Sen halef ol!
    Ey Alemlerin Rabbi! Bizi de onu da yarlıga!
    Allah’ım! Onun kabrini genişlet ve kendisine orada bir nur ihsan et” diye dua etmiştir.

    Allah (c.c) ondan razı olsun.


    ===========


    ÜMMÜLMÜMİNİN
    Hz. ÜMMÜ SELEME HİND BİNT-İ EBİ ÜMEYYE (r.anha)


    Hz. Ümmü Seleme Hind bint-i Ebî Ümeyye de mahzum oğulların-dandı. Ümmü Seleme’nin annesi Âtike Bint-i Âmir’dir.
    Hz. Ümmü Seleme kocası Ebu Seleme gibi ilk sıralarda Müslüman oldu. Kocası ile birlikte Allah yolunda yapılan birinci ve ikinci Habeş hicretlerine katıldı. Sonra Mekke’ye döndüler. Kocası Medine’ye hicret etmek istedi ise de Mahzum oğulları onun kocasıyla gitmesine izin vermediler. Çocuğu Seleme’yi de elinden çekip aldılar. Ümmü Seleme Mekke’de uzun müddet yalnız kaldı. Kocasının ve oğlunun ardından ağlayıp durdu. Nihayet müşrikler insafa gelip onun kocasının yanına gitmesine izin verdiler.
    Ebu Seleme Uhud savaşında aldığı yaralar sonucunda şehit olunca Ümmü Seleme dul kaldı. Peygamberimiz onu nikâhına aldı. Böylece Ümmü Seleme müminlerin annesi olma şerefine erişti.
    Ümmü Seleme müminlerin anneleri arasında en uzun ömürlüsü, en son vefat edeni olup Hz. Hüseyin faciasına kadar yaşamış, faciayı haber alınca üzüntüsünden düşüp bayılmıştı. Hicretin altmış birinci yılında vefat ettiğinde seksen dört yaşındaydı.
    Kendisi Kuran hafızıydı.


    Allah (c.c) ondan razı olsun


    ==============


    OSMAN B. MAZ’UN (r.anh)

    Osman b. Maz’un Cumah oğullarındandır. Annesi yine Cumah oğullarından Süheylâ bint-i Anbes’tir.
    Osman b. Maz’un Abdurrahman b. Avf, Ebu seleme b. Abdulesed, Ubeyde b. Haris ile birlikte Müslüman oldu.
    Osman b. Maz’un cahiliye devrinde aklı başında olan, iyi huylu kişilerindendi. Hiç içki içmez:
    Aklımı gideren beni benden aşağı kişilere güldüren şeyi içmem derdi. Kendisi ibadete çok düşkündü.
    Hz. Ali ile Ebu Zerr’ül Gıfarî’nin erkekliklerini burdurup inanlar-dan uzaklaşarak bir yerlere kapanıp kendilerini tamamen ibadete ver-meye niyetlendiklerini duyunca oda buna isteklendi. Gidip bu istekleri-ni peygamberimize bildirdiler. Peygamberimiz:
    -Sizler böyle yapmayınız. Ümmetimin erkeklik burdurması ancak oruç iledir. Erkekliğini burduran kimse ümmetimden değildir buyurdu. O sırada Sa’d b. Ebi Vakkas yanlarındaydı. Oda bu konuda şöyle de-miştir.
    -Resulallah aleyhisselam Osman b. Maz’unun erkekliğini burdurup ibadet için uzlete, tenhaya çekilme isteğini reddetti. Eğer ona izin ver-miş olsaydı muhakkak ki bizlerde erkeliğimizi burdurur uzlete çekilir-dik.
    Osman b. Maz’un gece ve gündüzlerini oruç tutmak ve namaz kıl-makla geçirirdi. Peygamberimiz bunu haber alınca onu yanına çağırıp:
    -Ey Osman! Ben sana güzel bir örnek değil miyim? Diye sordu.
    Osman b. Maz’un da:
    -Anam babam sana fedâ olsun ey Resulallah! Bu soruyu bana yö-nelten sebep nedir? Dedi.
    Peygamberimiz bu kez:
    -Sen gündüzlerini oruçla, gecelerini de namaz kılmakla mı geçiri-yorsun? Diye sordu.
    Osman b. Maz’un:
    -Evet ya Resulallah! Öyle yapmaktayım dedi.
    Bunun üzerine peygamberimiz:
    -Ey Osman! Öyle yapma. Senin üzerinde gözlerinin hakkı var. Be-deninin hakkı var. Ailenin hakkı var. Hem namaz kıl hem yat uyu. Hem oruç tut hem de iftar et buyurdu.
    Bir zaman sonra peygamberimiz Osman b. Maz’un’u bir evi kendi-sine ibadetgâh edinip işine kapandığını duydu. Hemen evin kapısına dikilip:
    -Ey Osman! Allah beni ruhbanlıkla göndermedi. Allah katında en hayırlı din gerçeğe en uygun, uygulaması en kolay olan dindir.
    Ey Osman! Bize ruhbanlık farz kılınmadı.
    Ben senin için iyi bir örnek değil miyim? Benden daha iyi Müslü-man var mıdır?
    Vallahi ben Allah’tan en çok korkanız, ondan en çok sakınanız, onun koyduğu kanunları en çok koruyanızım buyurdu.
    Osman b. Maz’un Allah yolunda yapılan birinci ve ikinci Habeş hicretlerine katıldı. Bütün Maz’un ailesi Mekke’deki elerini kilitleyip birlikte Medine’ye hicret ettiler. Böylece iki hicreti birleştirmiş oldular.
    Osman b. Maz’un bedir savaşı dönüşünde hastalanıp vefat etmiştir. Baki mezarlığına defnedilen ilk muhacir Müslüman oldu.
    Osman b. Maz’un vefat edince peygamberimizin cesedinin alnında öpmüş üzüntüsünden gözlerinden akan yaşlar yanaklarını ıslatmıştı.
    Cenazesi giderken:
    -Sen dünyadan hiç bir şeye karışmadan çıkıp gittin ey Osman bu-yurdu.
    Mezarının başına bir taş koyduktan sonrada:
    -Osman b. Maz’un bizim için ne güzel seleftir buyurdu.
    Osman b. Maz’un orta boylu geniş ve uzun sakallı çok esmer bir Zat-ı Muhterem idi.

    Allah (c.c) ondan razı olsun.

    ==============

Sayfa 1 dır 4 123 ... SonSon

Thread Information

Users Browsing this Thread

There are currently 1 users browsing this thread. (0 members and 1 guests)

Gönderi Kuralları

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts
  •